Bisiklet merakında büyük artış

Arabadan inip bisiklete binme vakti: Özellikle de Alman kentlerinde bisiklet revaçta. Bisikletle ulaşım sağlıklı, çevre dostu ve ucuz olmasının yanısıra çoğu zaman da daha hızlı.

Markus Lewe işe bisikletle gidip geliyor. Hem de yağmur çamur demeden her gün. Aslında bu, olağandışı bir şey değil, Almanya’da pek 
çok kimse işe bisikletle gidip geliyor. Ama Markus Lewe, bir belediye başkanı. Bir kenti temsil ediyor, her gün onlarca randevuya katılmak zorunda. Bu da sorun değil, zira Lewe, Almanya’nın bisiklet başkenti Münster’in belediye başkanı. 300.000 nüfuslu kentte, kent nüfusunun iki katı kadar bisiklet var. Markus Lewe’nin tam 4 bisikleti var; bir yarış bisikleti, bir katlanır bisiklet, bir şehir bisikleti ve bir tur bisikleti. Lewe, işi için kat etmesi gereken yolları da bisikletiyle kat ediyor. Zira bu çok daha pratik. Münster, kapladığı alan açısından çok büyük bir kent değil, düzlükte yer alan bir kent, ayrıca bu üniversite kentinin bisiklet altyapısı, Almanya’nın hiçbir kentinde olmadığı kadar iyi gelişmiş. Kent merkezini çevreleyen, otomobillere kapalı olan bisiklet yolu, bisiklet sürücülerinin hizmetinde. Kent merkezine ulaşım çok rahat. Ana tren istasyonunda yer alan bisiklet park alanı da 3.500 bisikletlik kapasitesiyle Almanya’daki en büyük bisiklet park alanı. Ayrıca burada tamirat, kiralama ve yıkama hizmetleri de sunuluyor. Lewe’nin gururla belirttiğine göre, kentteki ulaşım yollarının % 39’u bisikletçiler tarafından aşılırken, sadece % 33’ü arabalar tarafından aşılıyor.

Münster şu aralar Almanya genelindeki eğilimin öncüsü. İnsanlar otomobil yerine bisikleti tercih ediyor. Bisikletle ulaşım sağlıklı, çevre dostu ve ucuz olmasının yanısıra çoğu zaman da daha hızlı. Zira özellikle kentlerde bisikletle bir yerden bir yere ulaşım çok daha rahat. Hükümet’in 2013’te yaptırdığı son bisiklet araştırmasına göre, ankete katılanların % 35’i işe ya da okula bisikletle gidip geliyor, hatta daha yüksek bir oranda kişi alışverişlerini 
ya da ufak tefek işlerini de bisikletle hallediyor. Araştırmaya göre, bir kentin büyüklüğüyle o kentteki araba kullanımı yoğunluğu arasında ters orantı söz konusu. Bu durum özellikle de Berlin’de çok belirgin; araba yerine toplu taşıma araçlarını ve bisikleti tercih edenlerin oranı, genel ortalamanın üzerinde. Alman Federal Meclisi milletvekilleri arasında da örneğin Hans-Christian Ströbele gibi evden işe bisikletle gidenler bulunuyor. Frankfurt’ta bankacı ve finans danışmanları Main nehri boyunca 
bisiklet sürerek kentin merkezine varıyor. Köln’de ise Başpiskopos Rainer Maria Woelki’yi de ara sıra bisikleti üzerinde görmek mümkün. Başpiskopos, cüppesini giymek durumunda olmadığı zamanlar bisikleti tercih ettiğini belirtiyor. Münster ise bu konuda uluslararası bir üne sahip. Londra ve New York’lu temsilciler bir “bisiklet kenti”ni tanımak için bilgiler alıyorlar. Trafik tıkanıklığıyla başa 
çıkmak zorunda olan sadece onların metropolleri 
de değil. Fransız Christian Prudhomme’in Münster ziyaretinin amacı ise daha farklıydı. Fransa Bisiklet Turu direktörü, dünyanın en ünlü bisiklet yarışmasının bir etabının ya da başlangıcının Münster’de gerçekleştirilmesi üzerine düşünüyor.

Bisiklet, kent içinde modern bir hareketlilik sağlama alternatifi olmasının yanısıra ayrıca yeni bir 
yaşam tarzının, statü odaklı düşünce tarzında bir değişimin de ifadesi. Bisikletlerin, onlara ayrılan yerde değil de, evin farklı bir köşesinde dekor amaçlı bir aksesuar olarak yer aldığı evlerin sayısı her geçen gün artıyor. Öğrenci evlerinde genelde tek 
vitesli bir bisiklet, yönetici evlerinde ise modaya uygun bir şekilde şekillendirilmiş bambu bisikletler yer alıyor. Bunlar, ev sahibi hakkında evdeki eşyalardan daha çok şey söylüyor. Eskiden olduğu gibi bugün de Almanya’da satın alınan bisikletlerin büyük bir çoğunluğu şehir, dağ ya da tur bisikleti. 
Fakat bireysel seçimlerin önünde hiçbir engel yok. Alman bisiklet pazarındaki ürün çeşitliliği son derece yüksek; 20 Avroluk ikinci el bisikletlerden, ucuz marketlerde satılan bisikletlere, akıllı telefonla kumanda edilebilen ileri teknoloji ürünü bisikletlere her çeşit bisiklet mevcut. Bu alandaki en 
hızlı gelişme ise elektrikli bisikletlerde yaşanıyor. Sürücüyü destekleyen küçük bir elektrik motoruna sahip bu bisikletler, 2009’da Almanya’da satılan bisikletlerin sadece % 4’ünü oluşturuyorken, 2014’de yeni satın alınan her 10 bisikletten biri elektrikli bisiklet oldu. Ayrıca bisiklet araştırmasına göre, ankete katılanların % 27’si yeni bir bisiklet satın alma durumunda, seçimlerini e-bisikletten yana kullanacaklarını belirtmiş. E-bisikletler sadece yaşlılar için olmadıklarını kanıtlıyor; basın fotoğrafçıları kent içinde olay mahalline hızlı bir şekilde varabilmek için elektrikli bisikletleri kullanıyor. Aynı şekilde bisikletli kuryeler de e-bisikletleri tercih ediyor.

Bisiklet kullanımında yaşanan yüksek artışla birlikte yeni bir altyapı da oluşuyor. Ziyaretçilerin kendi tamir işlerini kendilerinin yaptığı atölyelerle küçük kafelerin bir karışımı olan “tamirat kafeleri” şu sıralar çok moda. Bu mekanlarda gözden çıkarılmış akla gelebilecek her türlü parça, tamir ediliyor ve yeniden değerlendiriliyor. Kullanılmış parçalardan değerli bir bisiklet oluşturmak elbette kolay bir iş değil. Aslen Hollanda’da doğmuş olan bu fikir Almanya’da da kısa sürede yaygınlaştı. 2014 yılında var olan “tamirat kafeleri”nin sayısının 100’ü geçtiği biliniyor.