Bu iki kadın, Alman-Türk klişelerini ortadan kaldırıyor
TAM Müzesi ile Berlin'de Alman-Türk tarihine adanmış bir buluşma mekanı oluşturulması amaçlanıyor. Kurucular Gülşah Stapel ve Müge Avar’a üç soru.
Bayan Dr. Stapel, Avar, TAM Müzesi ile neler tasarlıyorsunuz?
Gülşah Stapel: Müze ile Berlin’de bir bilgi, mutluluk ve buluşma noktası oluşturmayı amaçlıyoruz, özellikle de normalde birbirleriyle pek ortak noktaları olmayan ya da ille de müzeye gitmeyecek insanları burada buluşturmayı düşünüyoruz. Almanya’daki toplumun büyük bölümü, Alman-Türk ilişkilerini hâlâ çoğunlukla Türkiye’den Almanya’ya göç konusuna indirgiyor; özellikle de 1960’lar ve 1970’lerdeki misafir işçi olarak tanımlanan nesiller üzerinden. Geçmişe ve bu iki coğrafya arasındaki pek çok başka hikâyeye daha farkılaştırılmış bir bakış açısı sunmak istiyoruz. “Göçmenler”, “Türkler” ve “Almanlar” gibi homojen grupların var olmadığı daha net bir bilinci ortaya koymak ve herkesi olaylara kendi bakış açılarını ve belki de önyargılarını sorgulamaya davet etmek istiyoruz.
Müge Avar: Buluışmalarımızı sadece sergiler etrafında değil, konserler ve söyleşiler gibi etkinliklerle de organize etmek istiyoruz. Ayrıca, misafirlerimizi yeme ve içme eşliğinde buluşturacağımız bir müze mutfağı da planlıyoruz. Odak noktamız kültürel ve tarihsel çeşitlilik. Transkültürelliği kutluyoruz: Bunu Alman-Türk ilişkileriyle sınırlayamazsınız.
Biz günümüze odaklanıyoruz ve aynı zamanda Alman-Türk ilişkilerinin uzun tarihini de dikkate alıyoruz.
TAM Müzesi: yeni bir fikir alışverişi yeri
TAM – bu Türkçe bir kelime ve Almanca’ya çevrildiğinde birçok anlama gelebilir; örneğin “komplett” veya “genau”. TAM Müzesi ekibi, küratör Dr. Gülşah Stapel ve senograf Müge Avar öncülüğünde Alman-Türk ilişkilerinin çeşitliliğine farklılaştırılmış bir bakış getirmek istiyor ve Berlin'deki yeni oluşum için henüz bir mekân bulunamamış olsa da, şimdiden sözlü aktarımları, sergi parçalarını ve araştırma literatürünü toplamaya başladılar. TAM Müzesi en geç 2028’de kapılarını açacak. Şimdiye kadar kitle fonlaması yoluyla desteklenen girişim, bu süreç içinde web sitesi, etkinlikler ve geçici sergiler aracılığıyla Alman-Türk ilişkilerinin hikayelerini sunmak istiyor. tam-museum.org
TAM'ın odak noktası sergilenen eserler olmayacak mı?
Müge Avar: Bizim için belirleyici olan şu: İnsanlara ne dokunur? Bu, sergi salonunun orta noktasına yerleştireceğimiz bir sergi parçası olabilir. Ancak filmler ve sesli kayıtlar da insanları birleştiren şeyleri ortaya koyabilir. Ve bu tür bağlantıların ne kadar farklı olabileceğini göstereceğiz.
Gülşah Stapel: Biz günümüze odaklanıyoruz ve aynı zamanda Alman-Türk ilişkilerinin uzun tarihini de dikkate alıyoruz. Bu bağlamda, örneğin 14. yüzyılın sonlarında yaşamış Bavyeralı haçlı seferi şövalyesi Johannes Schiltberger'i hatırlıyoruz. On dokuzuncu yüzyılda Osmanlıların esaretine düşen ve Sultan Bayezid’in hizmetinde bulunan kişi – ya da 1920’lerde Berlin’de etkili olan Türk moda tasarımcıları. Sadece bu tarihi örnekler bile, misafir işçi hikayesinin ötesine geçip ufkumuzu genişlettiğimizde, Türkiye ile Almanya arasında ne kadar çok şaşırtıcı bağlantılar olduğunu açıkça gösteriyor.
Ziyaretçileri duygusal anlamda yakalayan bir konsept üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.
TAM ile ilgili çalışmalar bundan sonra nasıl devam edecek?
Gülşah Stapel: Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilere yeni bakış açıları kazandıran hikayeleri toplamaya devam ediyoruz; bunları daha sonra müze çatısı altında sergileyeceğiz. Şimdiden periyodik olarak etkinlikler düzenliyoruz. Örneğin, Massachusetts'ten Alman Kültürü uzmanı Ela Gezen, beşinci TAM Forumu'nda eski Batı Berlin'deki Türk sanatçılar hakkında bir konuşma yaptı. Bunun yanı sıra, Almanya ve Türkiye’deki çeşitli müzelerle projeler ve sergiler bağlamında işbirlikleri yapıyoruz. Müze ekibimizde Yahudi, Ermeni ve Yunan köklere sahip insanlar da bulunuyor ve uluslararası networkün kurulması için çaba harcıyor. Aldığımız tepkiler, köken ve kültürlerarası bağlar konusundaki meselelerin dünya çapında insanlar için önemli olduğunu bize gösteriyor.
Müge Avar: Bu konular evrensel olduğundan, bizim için sergilenen eserler, klasik müze kültürüne kıyasla daha az önemli. Ziyaretçilere Alman-Türk rastlaşmalarının hikayelerini aktararak, çalışmalarımızı öncelikle duygusal anlamda aktaran bir konsept üzerinde yürütmeye decam edeceğiz. Böylelikle insanlar arasında sohbetler ve gerçek bir biilgi alışverişi oluşabilir.
Dieses YouTube-Video kann in einem neuen Tab abgespielt werden
YouTube öffnenÜçüncü taraf içeriği
İçeriği gömmek için etkinliğiniz hakkında veri toplayabilen YouTube kullanıyoruz. Lütfen ayrıntıları kontrol et ve bu içeriği görmek için hizmeti kabul et.
Rıza formunu aç