İşte yenilenebilirlik

“Enerjide dönüşüm”ün izini Almanya’nın birçok yerinde, Alpler’den Kuzey Denizi’ne uzanan bir coğrafyada görmek mümkün.

BPA Andrea Bienert

Dağın Reiteralpe bölgesi akşam güneşinde altın yaldız gibi parlıyor. Berchtesgarden Alpleri’ndeki bu plato, Alpler’in ismiyle anılan yabangülleri ve fıstık çamlarıyla etrafa huzur yayıyor. Buradaki dağ evinin (Traunsteiner Hütte) terasında, sırt çantalarını ahşap masalara dayamış trekingciler görülüyor. Sükunet içinde beyaz biralarını ve dağ keçisi çorbalarını (Gamssuppe) içiyorlar. Bu soğuk içeçeği ve sıcak yemeği güneşe borçlular: Zira dağ evinin işletmecisi Thomas Krüger çok sayıdaki ziyaretçisi için ihtiyaç duyduğu tüm enerjiyi (dizelli bir acil durum jeneratörü hariç) fotovoltaikten ve güneş ısısı kaynağından alıyor ve havaya bir gram bile CO2 salmıyor.

Bu dağ başında birçok noktada hayret verici bir devrimin izlerini görmek mümkün: Başka ülkelerde pek rastlanmayan “enerjide dönüşüm” devrimi. Almanya’nın en güzel köşelerinde benzeri ilginç örnekler var. Örneğin dalgaların eksik olmadığı Kuzey Denizi açıkları: Kıyıdan 45 km açıkta Alpha Ventus adlı Almanya’nın ilk deniz rüzgar parkı 70.000 haneyi besleyecek elektrik üretiyor; turistler bu olağan dışı tesisi tekne ve uçak turlarıyla görebiliyorlar. Ya da Berlin’in göbeğine uzanalım: Örneğin Federal Basın Dairesi’nde rehber eşliğinde yapılacak bir turda, buradaki çalışma odaları ve toplantı salonlarındaki klima sistemlerinin mükemmel bir teknoloji kullanarak sıcak suyla çalıştırıldığını öğrenebiliyoruz. Yürümeyi sevenlere Hotzenwald’daki Wehr pompa depolamalı hidroelektrik santralini görmelerini tavsiye edebiliriz; burada yapay bir dağ gölünde (devasa bir akü misali) su depolanıyor. İngiliz yazar Samuel Johnson bir zamanlar şöyle demişti: “Seyahat etmenin esas anlamı, tahayyüllerimizle gerçeği dengelemekten gelir; neyin nasıl olabileceğini düşünmek yerine, onları oldukları haliyle görmekten.” Turistler için babacan bir öğüt sayılır bu sözler, bildik seyahat güzergahlarından bir seferliğine ayrılıp, kendi önyargılarımızla, çevreyi korumada tanık olabileceğimiz radikal çözümleri karşılaştırmaya zaman ayırabiliriz.

Almanların geleneksel enerji kaynaklarından, atom, kömür, gaz ve petrol kaynaklı enerjiden en hızlı şekilde uzaklaşmak için sergilediği hummalı çaba uzun süre hafife alınarak gülümsemeyle karşılandı. Dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahip bir sanayi ülkesi sadece rüzgar, güneş ve suyun gücüyle nasıl beslenecekti? Ama artık cevap ortada: Bu mümkün. Enerjide dönüşüm tüm hızıyla ilerliyor, artık kimse ciddi olarak bundan kuşku duymuyor. Hatta beklenenden de hızlı bir seyir izliyor. Bugün enerjinin yüzde 25 kadarı yeşil kaynaklardan sağlanıyor. Federal Hükümet’in planlarına göre 2050 yılına kadar bu oranın en az yüzde 80 düzeyine çıkması hedefleniyor. Hatta bilim insanları yüzde 100’ü de olanaklı görüyor. Hem de epey daha önce.

Başka ülkeler de Almanya’nın izinden gitme yolundalar. Almanya’nın uzun süre önce çıkardığı, tüm tüketicilere yansıtılan bir maliyet dengeleme yöntemiyle yeşil enerji üreten tesislerin artmasını teşvik eden Yenilenebilir Enerjiler Yasası (EEG) zaman içinde başka ülkelerin de örnek aldığı bir “ihracat ürünü” haline geldi: 27 AB ülkesinden 19’u enerji alanındaki kendi dönüşümleri için aynı yolu izliyor. Enerjide dönüşümün başarılı olmaması için bir neden yok. Doğa yeterince yakıt sunuyor bize. Yenilenebilir enerji kaynaklarının her biri dünyanın enerji açlığını kat be kat karşılayabilir: Son araştırmalar enerjide dönüşümün mali olarak da başarılı olabileceğini gösteriyor. 2050’ye kadar oluşacak fiyatlar atom veya kömür kaynaklı enerjinin kullanımında oluşacak fiyattan daha yüksek olmayacak. Başlangıçta elektrik fiyatları yükselmiş olsa da, orta vadede yaklaşık yüzde 30 azalacak. Böylece de sonuçta tüketiciler ve sanayi için belirgin bir avantaj ortaya çıkacak. Halihazırda Almanlar enerjide dönüşümün ikinci aşamasını yaşıyor: Kendi kullanacağı elektriğin üreticisi haline geliyorlar. Fotovoltaikle kaplı 1,1 milyon çatıda üretilen elektriği sübvansiyonlu fiyatlarla genel şebekeye vermek yerine bu elektriği, giderek daha fazla oranda kendileri kullanmaya başlıyorlar. Çatıdan eve ulaşan elektriğin kilowatt’ı on iki Cent iken, dışarıdan alınanın kilowatt’ı 30 Cent.

Enerjide dönüşüm çağının çocukları fırınlarını, televizyonlarını ve lambalarını kendi ürettikleri elektrikle çalıştırıyorlar. Yakında elektro otomobillerini de buradan şarj edecekler ve artan elektrik miktarını geceleri bodrumdaki akülere aktaracaklar. Dağ evi işletmecisi Krüger’in dağ başında yaptığını, ovadakiler milyonlarca kez çoğaltarak devam ettiriyor.

Rolf-Herbert Peters