Enerjide dönüşüme dair bilmeniz gerekenler

Berlin’de bulunan saygın think tank kuruluşu Agora’nın direktörü Dr. Patrick Graichen’den enerjide dönüşüme dair on cevap

Dominique Bruneton/Photo Alto

1. ALMANYA “ENERJİDE DÖNÜŞÜM”E 
BÜYÜK AĞIRLIK VERİYOR. BUNDAN 
TAM OLARAK NE ANLAMALIYIZ?

“Enerjide dönüşümden kast edilen Almanya’daki enerji üretiminin petrol, kömür, gaz ve nükleer enerjiden uzaklaşarak yenilenebilir enerjilerle yeniden yapılandırılmasıdır. Hedef en geç 2050 yılına kadar elektrik üretiminin en az yüzde 80’inin ve genel enerji tedarikinin yüzde 60’ının yenilenebilir enerjilerden elde edilmesi. Bu anlamda önümüzdeki bir sonraki adım 2022 yılına kadar tüm nükleer santrallerin kapatılması ve 2025 yılına kadar elektrik enerjisi üretiminin yüzde 40 ila 45’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesi geliyor (bu rakam günümüzde yüzde 25). Her iki hedef de hem toplumdan hem de siyaset çevrelerinden büyük destek görüyor.”

2. ENERJİDE DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE 
HANGİ TEKNOLOJİLER YER ALIYOR?

“Şu anda mevcut en hesaplı yenilenebilir enerjiler rüzgar ve güneş enerjileri. Geçitğimiz 20 yıl içerisindeki endüstriyel yapılanma ve teknolojik gelişmeler ışığında güneş ve rüzgar enerjilerinin Almanya’daki reel üretim maliyetleri 
kilowatt saat başına yaklaşık 6 ila 9 cent seviyesine indi. Bu yeni kömür ve doğal gazla çalışan termik santrallerinde üretilen elektiriğin maliyetine eş ve yeni nükleer santrallerinde üretilen elektiriğin maliyetinden açık farkla daha düşük. Dolayısıyla enerjide dönüşümün merkezinde güneş ve rüzgar enerjileri yer alıyor!”

3. ALMANYA GİBİ BİR SANAYİ ÜLKESİ 
ENERJİ KAYNAKLARI OLARAK YALNIZCA 
GÜNEŞ VE RÜZGARA BEL BAĞLAYABİLİR Mİ? YOKSA GELECEKTE OLASI ELEKTRİK 
KESİNTİLERİ HESABA KATILMALI MI?

“Almanya tüm Avrupa’da en düşük elektrik kesintisi istatistiğine sahip ülke ve bu böyle devam etmeli. Dolayısıyla rüzgar ve güneş enerjilerinin yeterli güneş ve rüzgar olmadığı zamanlarda devreye girecek yedek teknolojilerle desteklenmesi elzem. Önümüzdeki birkaç on yıl için bunlar öncelikle kömür ve gazla çalışan termik santraller olacak. Sistemdeki esneklik sayesinde bu santraller, enerji talebi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen miktarı aştığında devreye girecekler. Gelecekteyse hidroelektrik, biyokütle ve jeotermi gibi diğer yenilenebilir enerjilerin ve enrji depolama ünitelerinin bu görevi üstlenmesi öngörülüyor.”

4. RÜZGAR VE GÜNEŞ ENERJİLERİ 
GENELLİKLE ÜRETİLDİKLERİ 
YERDE KULLANILMIYORLAR. BU 
NOKTADA HANGİ TEKNOLOJİK 
ÇÖZÜMLER MÜMKÜN?

“Mevcut elektrik ağı iyi yapılandırılmış durumda ve doğru ve verimli bir yönetimle daha çok miktarda yenilenebilir enerjiyi iletebilecek kapasitede. Almanya’nın kimi bölgelerinde rüzgar ve güneş enerjisi kullanımı henüz elektrik ağında özel bir güçlendirmeye gerek kalmadan yüzde 40’lara ulaşabiliyor. Bu bağlamda elektrik ağının yapılandırılması yenilenebilir enerjilerin yapılandırılmasının önünde kaçınılmaz bir engel değil henüz. Fakat 
orta vadede Kuzey Denizi kıyılarından gelen rüzgar enerjisini rüzgar açısından daha zayıf bölgelere iletebilmek için yeni yüksek gerilim hatlarına ihtiyacımız olacak. Bir diğer opsiyonsa rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin yoğun olarak en çok ihtiyaç duyuldukları yerde inşa edilmeleri – bu alanda henüz değerlendirilmemiş büyük bir potansiyel var.”

5. ALMANYA KİMİ KOMŞU ÜLKELERİN ENERJİDE DÖNÜŞÜME KARŞI 
GÖSTERDİKLERİ TEMKİNLİ YAKLAŞIMA KARŞI NELER YAPABİLİR?

“Enerjide dönüşümün önünde uygun cevaplar gerektiren önemli iki zorluk var: İlki kömür, petrol ve doğal gaz gibi kaynakların gittikçe daha sınırlı hale gelmesi, diğeriyse iklim değişikliğinin toplumumuz üzerinde oluşturduğu tehlike. Yenilenebilir enerjiler hem her iki sorunun da teknolojik çözümü, hem de son derece hesaplı yerel enerji kaynakları. Avrupa çapında ortak bir hedef olan sınırlı karbondioksit salımına dayalı bir ekonominin yapılandırılmasının reddedilemez koşulu daha çok yenilenebilir enerj üretimi. Zira bu kaynaklar bütün olarak bakıldığında nükleer santrallerden de karbondioksitin depolandığı termik santrallerden de çok daha düşük maliyetli. Bu aşamada belirleyici olan Almanya’nın komşularıyla güneş ve rüzgar enerjilerinin yeni elektrik sistemine en iyi nasıl entegre edilebileceğiyle ilgili yakın diyalog içinde olması.”

6. ENERJİDE DÖNÜŞÜMÜ HAYATA 
GEÇİRMEK VE ELEKTRİK PİYASASINI 
MAKUL ŞEKİLDE DÜZENLEMEK İÇİN SİYASİ AÇIDAN NELER YAPILMALI?

“2000 yılında yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerjiler Yasası (EEG) teknolojiler alanında büyük bir rekabet başlattı. Bu yarışın kazananları ise güneş ve rüzgar enerjileri oldu. Şimdi başlayan ikinci aşamada ön plana çıkan ise yenilenebilir enerjiler üzerinde yükselen güvenli ve malıyet bakımından verimli bir enerji sistemi inşa etmek. Bu teşviklerin rüzgar ve güneş enerjisine yoğunaşması anlamına geliyor. Aynı zamanda enerji piyasasının temel ilkelerinin de, termik santrallerin, elektrik tüketiminin ve elektrik depolama ünitelerinin rüzgar ve güneşten elde edilen elektrik üretimine esnek şekilde cevap vermesini sağlayacak ve böylece entegre dağıtım güvenliğinin sağlanacağı şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor.”

7. ALMANYA ÇEVRE TEKNOLOJİLERİNDE ÖNCÜ ÜLKELER ARASINDA YER ALIYOR – ENERJİDE DÖNÜŞÜM YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR KONUSUNDA BİR LOKOMOTİF İŞLEVİ Mİ GÖRÜYOR?

“Enerjide dönüşüm Alman sanayisi için bir gelece projesi. Zira yenilenebilir enerjiler dünya çapında devasa bir pazar oluşturacak. Güneş ve rüzgar enerjisi Almanya’da yeni kömür ya da doğalgaz bazlı termik santraller kadar düşük maliyete üretilebiliyorsa bu durumun daha fazla güneş ısısının ve rüzgar gücünün enerjiye dönüştürülmeye hazır olduğu dünyanın diğer 
bölgelerinde de böyle olmaması düşünülemez. Enerjide dönüşüm bugüne kadar ilerleyen yıllarda tüm dünyada büyük talep görecek pek çok farklı yeniliğe önayak oldu. Üstelik bunlar yalnızca enerji alanıyla sınırlı olmayıp enformasyon ve iletişim teknolojilerinden hammadde ve materyal teknolojlerine dek uzanıyor.”

8. ENERJİDE DÖNÜŞÜM MİLYARLARA MAL 
OLACAK BİR PROJE. KULLANICILAR İÇİN KARŞILANABİLİR BİR MALİYETLE FİNANSE EDİLMESİ NASIL MÜMKÜN OLABİLİR? MALİYETİ VE 
GETİRİLERİ ARASINDAKİ DENGE NE DURUMDA?

“Almanya kömür, petrol ve doğal gaz ithalatına yılda 80 milyar Avro’dan fazla harcıyor. Bu harcamaların yerini önümüzdeki yıllarda yavaş yavaş yenienebilir enerjiler sayesinde, yerel katma değer yaratma ve buna bağlı pozitif büyüme ve istihdam etkisi alacak. Bu bağlamda masraf ve getiri dengesi şu ana kadar son derece olumlu ilerliyor. Her ne kadar enerjide dönüşüm kısa vadede ek yatırımları ve buna bağlı olarak tüketiciler için yükselen maliyetleri beraberinde getirse de, elektrik harcamaları özel hanelerin toplam masraflarının yalnızca yüzde üçünü oluşturduğundan bu karşılanabilir bir miktara denk düşüyor.”

9. ELEKTRİK KULLANIMININ AZALTILMASI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AÇISINDAN EN 
VERİMLİ YAKLAŞIM. ENERJİ VERİMLİLİĞİNİN DÖNÜŞÜMDEKİ ROLÜ NE?

“Enerjide verimliliğin sağlanması yenilenebilir enerjilerin yapılandırılmasının yanında enerji dönüşümünün ikinci ayağını oluşturuyor. Harcanmayan her kilowatt/saat elektrik fosil yakıt kaynakların yanısıra yeni santrallerin ve enerji ağının inşasında tasarruf demek. Bu yüzden bu alanda daha çok canlanma sağlanması önemli. Almanya’da elektrik tüketiminde 2007 yılından beri küçük bir düşüş var. Fakat enerji konseptinde belirlenen asli hedef olan elektrik tüketiminin 2020 yılına kadar yüzde 10 azaltılmasının henüz çok uzağındayız. Bu noktada siyasilerin yeni önlemler alması gerekiyor.”

10. ATOM ENERJİSİNE VEDA, 
DÖNÜŞÜMDE NASIL BİR ROL OYNUYOR?

“Enerjide dönüşüm sıklıkla Almanya’nın Fukushima’da 2011 yılında meydana gelen nükleer felakete bir cevabı olarak yansıtılıyor. Fakat bu hareket çok daha önce başlamıştı: Almanya’da yenilenebilir enerjilere teşvik sağlanmasının başlangıcı 1990 yılına kadar 
gidiyor. Bu destek 2000 yılında çıkarılan Yenilenebilir Enerjiler Yasası’yla daha da sağlamlaştırılmıştı. Aynı yıl dönemin hükümeti Alman enerji şirketleriyle birlikte 2022 yılına kadar nükleer enerjiye veda edilmesi üzerinde anlaşmıştı. Dolayısıyla Merkel hükümetinin 2011 yılında enerjide dönüşüme yönelik aldığı kararlar enerji üretiminde kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji yerine rüzgar, güneş, su, biyokütle ve jeotermal enerji gibi yenilenebilir kaynaklara doğru yönelen uzun bir geleneğin devamını oluşturuyor.”