Korona pandemisinde örnek tutum

Cihan Çelik, bir doktor olarak şu aralar oldukça yoğun günler yaşıyor. Dr. Çelik’le korona pandemisi ve kariyeri üzerine konuştuk.

Cihan Çelik: Uzmanlık bilgisiyle insanları aydınlatma
Cihan Çelik: Uzmanlık bilgisiyle insanları aydınlatma privat

Sayın Dr. Çelik, Darmstadt Hastanesi başhekimlerinden biri olarak hastanenin Kovid-19 hastalarının tedavi gördüğü izolasyon koğuşunu yönetiyorsunuz. Pandemiden yeni bilgi olarak neler öğrendiniz?
Toplumsal bir dayanışmanın mevcut olduğunu, ama bunun daha da güçlendirilmesi ve savunulması gerektiğini öğrendim. Belirsizliğin ve korkunun hakim olduğu dönemlerde, gereğince yapılan bilimi kılavuz almanın avantajlı olduğunu öğrendim. Ve sağlık sistemimizin sahip olduğu eksikliklere ve aldığı haklı eleştirilere rağmen kendini kanıtladığını. Kişisel olarak pandemi, gerçekten neyin önemli olduğunu da daha iyi gördüm (eminim toplumun geneli için de geçerlidir bu).

Kısa bir sürede çeşitli medya kurumları tarafından röportaj davetleri aldınız. Bu nasıl oldu?
Pnomoloji, başka bir ifadeyle akciğer hastalıkları dalında çalışıyor olduğumdan, medyanın çalışmalarıma olan ilgisi korona pandemisi nedeniyle arttı. Ama bu artışta sanırım Mart ayında Facebook’ta yer verdiğim bir paylaşımımın da istemeden de olsa bir etkisi oldu.

Paylaşımınız ne üzerineydi?
Korona krizinin ilk günlerinde Almanya’da insanlar korku içindeydi, halkın büyük bir kesimi gerçeklerin kamuya yansıtılmadığı endişesine sahipti. Ben de sahip olduğum uzmanlık bilgisiyle insanların bazı konularda aydınlatılmasına yardımcı olmak istedim. Önlem amaçlı alınan kararlara, hastalığın gidişatına, hastanede yaşanan süreçlere dair tamamen somut bilgilere dayanarak bilgi verdim. Facebook’da yaptığım paylaşım büyük ilgi gördü ve çok sayıda kullanıcı tarafından yoğun bir şekilde paylaşıldı. Bu da gazetecilerin ilgisini üzerime çekti. Alman medyasından, Türk medyasından ya da hedef kitlesinin Türkiye kökenlilerin olduğu Almanca yayın yapan medya kurumlarından görüşme talepleri gelmeye başladı.

Türkiye kökenli olduğunuz Alman medyasında hiç bahsedilmiyor.
Evet öyle. Alman medyasında yayınlanan röportajlarımda kökenime dair bilgi verilmiyor. Bu bence iyi bir şey; zira “parmakla gösterilen göçmen” olmak istemem. Öte yandan Türk medyasındaki haberlerde misafir bir işçinin oğlu olduğum her seferinde mutlaka vurgulandı. Kişiliğim üzerinden bir yükseliş hikayesinin aktarılmasına bir itirazım yok. Zira böyle yapılarak Türk kökenli gençlere, Alman toplumunda bir yere gelebilecekleri ve bir şeyler başarabileceklerine dair bir mesaj da veriliyor.

Göçmen kökenlere sahip çoğu genç insan tam da bunu eleştiriyor. Kökenleri üzerinden örnek olarak gösterilmek istemiyorlar.
Açıkçası ben bu duruma tamamen pragmatik yaklaşıyorum: göçmen topluluklarında olumlu hikayelerin anlatılmasını destekliyorum. Benim de örnek aldığım, beni teşvik etmiş olan insanlar oldu hayatımda. Kendilerini Alman toplumunun bir parçası olarak görme konusunda başkalarını motive edebiliyorsam, bu iyi bir şey. Sorunlu olduğunu düşündüğüm durum, toplumsal ve politik konulara ilişkin yürütülen tartışmalarda konuya eğitim düzeyi açısından yaklaşıp iyi ve kötü göçmen ayrımının yapılması.

Eğitimden söz açılmışken, doktor olmak sizin verdiğiniz bir karar mıydı? Yoksa misafir işçi ailelerinde genelde olduğu gibi anne babanızın isteğini mi yerine getirdiniz?
Uyumlu yurttaş hayatı sürme, çocuklarının saygın bir meslek edinmesi isteği, bunlar genelde göçmen ailelerde var olan duygular, bizde de farklı değildi. Fakat anne babam meslek seçimime karışmadı. Daha lise yıllarımda doktor olmak ve insanlara yardım etmek istediğimi biliyordum. Kulağa biraz duygusal gelecek ama ben bu meslek için yaratılmışım.

Mesleğinize duyduğunuz sevgi ve ilginin, ırkçı eğilimlerini size hissettiren hastalar tarafından yıpratıldığı oldu mu?
Birtakım önyargılara sahip hastalarla karşılaştığım oluyor elbette. Ama genelde bu hislerini çok göstermiyorlar. "Nerelisiniz?" sorusu en çok Türkiye kökenli hastalarımdan geliyor. Köken sorusunun artık Alman hastalar tarafından hiç sorulmadığını fark ettim. Sanırım bunun bir nedeni de medyadaki entegrasyon ve başkasının varlığını kabul konulu tartışmalara dayanıyor. Elbette bu durum, herkesin tüm çekincelerini bir kenara koyduğu anlamına gelmiyor. Bir süre hastanede kalmak ve burayı gözlemlemek ırkçı kimselerin içlerinde biriktirdiği hınca karşı iyi bir tedavi olabilir aslında. Zira hastane kadroları son derece uluslararası nitelikte, çok kültürlü kadrolar. Herkes de işine bakıyor. Öte yandan kişilerin ekonomik durumuna bağlı bir sağlık sisteminin gerçekleriyle başa çıkabilmek için insanın çok idealist olması gerekiyor. Politik bir insan olarak ben eleştirimi sakınmıyorum.

Eleştirileriniz ne yönde oluyor?
Sağlık ve sosyoekonomik etkenler arasında bir ilişki olduğu uzun zamandır bilinen bir gerçek. Kovid-19 hastalığında da sosyal yönden güçsüz kesimlerin “doktora uzak” olduğu ve sağlık sisteminde aşmaları gereken engellerin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Bu kesimlerden kişiler hastaneye hep hastalığın ilerlemiş dönemlerinde geldi. Bu durumu erken fark ettik. Bu virüsün önümüzdeki aylarda temelde yoksul kişiler için tehlikeli bir hastalığa dönüşeceği konusunda endişe ediyorum. Çok sayıda ailenin yaşadığı apartmanlarda ya da mezbaha çalışanları arasında patlak veren yayılma vakaları bu endişemi ne yazık ki güçlendiriyor. Koronadan bağımsız olarak, sağlık sistemine erişim engellerinin kaldırılmasını, eğitimli olmayan ve Almancaya hakim olamayan insanların sağlık hizmetlerine daha kolay erişebilmesini sağlamak için çalışmalıyız.

© www.deutschland.de