Uluslararası eğitim, 
küresel düzlemde karşılıklı anlayış

Dünyanın dört bir yanındaki yüksek öğretim kurumları arasındaki ilişkilere bakıldığında, eğitim alanındaki işbirliklerinin devletler arasındaki ilişkileri ne kadar çok etkilediğini görmek mümkün.

Uluslararası yüksek öğrenim, geleneksel olarak kültür diplomasisi açısından da ele alınıyor. Geçtiğimiz son 20 yıl içerisinde uluslararası eğitim alanında oldukça büyük değişimler yaşandı ve bu değişimler, yeni, önemli bir takım boyutların oluşumuna yol açtı. Artık sadece öğrenci ve öğretim görevlileri değil, eğitim programları, programları sunanlar, projeler ve yüksek öğrenim politikası düzenlemeleri de sınırları aşıyor.

Yüksek öğrenim dünyasının belirleyici, temel özelliklerinden biri, uluslararası işbirliği. Bu durum kendini çeşitli araştırma projelerinde gösterdiği gibi, Alman ortaklık modelinin ortaya koymuş olduğu iki uluslu üniversitelerde de gösteriyor. Yüksek öğrenimi bir diplomasi aracı olarak ele almak elbette önemli, ama bilim, teknoloji ve bilim aktarımı gibi alanlara bakıldığında, yüksek öğrenimin önemi bunun ötesine geçiyor. Giderek artan bir şekilde bilgi, sosyal adalet ve yenilikçiliğe odaklanan bir dünyada, bu alanların önemi ve etkisi her geçen gün daha da artıyor.

Diplomasi de süratli bir şekilde değişti. Klasik bir şekilde dışişleri bakanlığının ve profesyonel diplomatların rollerine odaklanan sırf devletsel bir ­yaklaşımdan uzaklaşarak gelişti. Bugünün diplomasi anlayışının en belirleyici özelliklerinden biri, çok sayıda -hatta özellikle de devlet dışı- aktörün katılımı. Her şeyden önce, diplomatik ilişkilerde karar verici aktörler arasında yer alan hükümet kuruluşlarının yelpazesi genişledi. Bunun yanısıra sivil toplumsal kuruluşlarının, çok uluslu firmaların ve uzman ağlarının da artık önemli bir rolü var. Uluslararası ilişkilerin kurulması ve muhafaza edilmesinde yüksek öğrenim alanında uğraş veren aktörler arasındaysa, yüksek okullar, öğrenciler ve öğretim elemanları, alan uzmanları ve vakıflar gibi aktörler yer alıyor.

Yönetici pozisyonlardaki akademisyenler ve politik analiz uzmanları, uluslararası yüksek öğrenimin bir ülkenin kalkınmasına ve bilgiye dayalı bir ekonomiye sağladığı katkının önemini son on yıl içerisinde daha sık vurgular oldu. Bu tartışmalar bağlamında gelinen son noktalardan biri de, 
yüksek öğrenimin bir “Soft Power” (yumuşak güç) aracı olarak ele alınması meselesi. “Soft Power”, Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye tarafından 1990 yılında ortaya atılmış bir kavram. “Soft ­Power” ile genel olarak cazibe ve ikna gücüyle etki altına alabilme ve ulusal çıkarları gözetebilme becerisi ifade ­ediliyor. Kavram, askeri güç ya da ekonomik ­yaptırımlarla zorlama anlamındaki “Hard Power” ifadesinin karşıtı.

Yüksek öğrenimin bugün markalaştırma, sıralama ve rekabet gücü gibi olgulara olan endeksli olması düşünüldüğünde, “Soft Power” konsepti yüksek öğrenim için oldukça çekici bir konsept. Pek çok kimse “Soft Power”ı, modern bir markalaştırma kampanyası gibi görüyor; bir toplumun yabancı bir toplumu ama özellikle de yüksek öğrenim ­öğrencilerini ve akademisyenleri ikna etmek 
için kültür ve medyayı kullanması. Öte yandan “Soft Power”ı bir tür neo sömürgecilik olarak gören, “Soft Power” emperyalizminden bahsedenler de var. Kısacası, yüksek öğrenimin bir “Soft Power” aracı olarak rolü ve kullanımı çok çeşitli şekillerde yorumlanıyor. Amaç, ister politik ya da ekonomik avantajlar, isterse de iyi bir ün olsun, temelde “Soft Power” kullanımına motive eden şey, kendi çıkarlarının gözetilmesi ve ­cazibeyi sağlayarak lider konuma gelinmesi.

En sık anılan yüksek öğrenimdeki “Soft Power” örnekleri arasında, Fulbright Burs Programı, British Council faaliyetleri, Alman Akademik Değişim Programı (DAAD) girişimleri ve Avrupa Birliği Erasmus Programı yer alıyor. Bunlar, olumlu karşılanan ve uluslararası karşılıklı anlayışa büyük bir katkı sağlayan, tanınmış ve köklü programlar. Peki, temel işlevleri ­yüksek öğrenim öğrencilerinin, öğretim üyelerinin, kültürün bilimin, bilginin ve uzmanlığın karşılıklı alışverişinin desteklenmesi olan bu programlar, neden bir “Soft Power” aracı olarak tanımlanıyor? Elbette burada oluşumların kendi çıkarları da işini içine ­giriyor, ama temelde burada önemli olan, tüm ­katılımcıların karşılıklı çıkar ve avantajları. Uluslararası yüksek öğrenim, kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir rekabet olarak görülmüyor. Uluslararası yüksek öğrenimde ağırlık, karşılıklı alışverişe ve işbirliğine veriliyor. Ayrıca ülkelerin, yüksek öğretimin ve araştırma enstitülerinin güçlü yanları, tüm katılımcılar için çözüm bulunması, fayda sağlanabilmesi için kullanılıyor. Bu noktada, söz konusu çözüm ve faydaların farklı ortaklar için farklı biçimlerde ortaya çıkabileceği de göz önünde bulunduruluyor.

Eğitim, içinde yaşadığımız yoğun ilişkiler ağının ve karşılıklı bağımlılıkların dünyasında, sınırları aşan bir insan, bilgi, uzmanlık, değer, yenilikçilik, ekonomi, teknoloji ve kültür alışverişi için bir ­aracı niteliğinde. Peki ama eğitim neden “Soft Power” gibi bir “güç paradigması” ile bağdaştırılıyor? ­İnsanlık, dünya çapındaki salgın hastalıklar, terör, başarısız devletler, büyük bir yoksulluk içinde ­yaşayan milyarlarca insan, çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi problemlerle karşı karşıya. Bireysel çıkar, rekabet ya da hakimiyet gibi değerler, bu ­sorunların etkin bir şekilde çözümüne katkıda ­bulunabilir mi? “Hayır.” Bu cevap, artık aşikar bir durum olan, hiçbir ülkenin küresel güçlüklere tek başına çözüm getiremeyeceği gerçeğine dayanıyor.

Bilgiye dayalı bir toplum fikri konusunda geçtiğimiz son 20 yıl içerisinde sayısız tartışma gerçekleştirildi. Post endüstriyel yaklaşıma göre bilgi, toplulukların sosyo-kültürel gelişimleri ve ekonomik büyümelerinin itici gücünü oluşturuyor. Bilgi üzerindeki bu odak, ilköğretimden liseye ve yüksek öğrenime, eğitimin, bugünün dünyasında oynadığı önemli role işaret ediyor.

Yüksek öğrenim, günümüz diplomasisinin değişen dünyasında önemli bir role sahip ve bu konuda önemli bir katkısı olabilir. Araştırma alanlarındaki ve politik ağlardaki yenilikçi gelişmeler, uluslararası eğitimin kesişim noktaları, ortak programlar, global ve iki uluslu üniversiteler, tüm bu unsurlar, eskiye dayanan bilimsel işbirliği geleneğini ve akademik hareketliliği tamamlıyor. Bu unsurlar bir araya gelerek ülke ve bölgeler arasındaki uluslararası ilişkilerin güçlendirilmesine büyük katkılar sağlayabilir: bilgi üreterek, yayarak ve karşılıklı alıp vererek, kısacası bilgi diplomasisi yaparak.

Diplomasi, temelde ülkeler arasında ilişkilerin kurulması ve bunların devam ettirilmesi anlamına geliyorsa, o zaman bilim diplomasisi de eğitimin ve bilginin kullanımının uluslararası ilişkilere ve uğraş ve sorumluluk gerektiren girişimlere sağladığı katkıdır. Fakat bilim diplomasisinin iki taraflı bir süreç olarak anlaşılması gerekiyor. Zira bilim diplomasisi, uluslararası ilişkilerin gelişimine ­katkıda bulunurken, aynı zamanda uluslararası ­girişimler de bilimin değerini ve toplumsal katkısını arttırıyor. Kavramlar birbirlerine karşılıklı olarak hizmet ediyor. Bu nedenle de, karşılıklı avantajlar ve her iki yöne doğru gerçekleşen bir alışveriş, bilim diplomasisinin önemli birleşenlerini oluşturuyor ve hakimiyet ve kendi çıkarlarını gözetme gibi “Soft ­Power” değerlerinden ayrılıyorlar.

PROF. DR. JANE KNIGHT

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi ­Jane Knight, tanınmış eğitim ­uzmanları arasında yer alıyor.