Açlıkla mücadele

Dikkat çekici başarılar elde ediliyor fakat dünya nüfusunun büyük bir kesiminin hala yeterli ve iyi beslenme kaynaklarına erişimi söz konusu değil.

1.

DÜNYA ÜZERİNDE AÇLIK ÇEKEN KAÇ KİŞİ VAR?

Bugün dünya üzerinde her dokuz insandan biri açlık çekiyor. Yaklaşık 795 milyon çocuk, kadın ve erkek yeterli yiyeceğe ulaşamıyor. Açlık çekenlerin yüzde 98’i gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Bu insanların 511 milyonu Asya’da ve Pasifik bölgesinde, 232 milyonuysa Afrika’da yaşıyor. Açlık çeken nüfusun genel nüfusa oranı düşünüldüğünde, Sahraaltı Afrika bölgesi, %26’ıyla bu oranın en yüksek olduğu coğrafya. Alman açlıkla mücadele örgütü “Welthungerhilfe” ve Washington’da bulunan Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün yayınladığı Dünya Açlık Endeksi’ne göre, açlık durumunun “endişe verici” seviyede olduğu sekiz ülkenin beşi Afrika’da bulunuyor. Durumun özellikle kötü olduğu ülkeler arasında Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Zambiya, Sierra Leone ve Madagaskar bulunuyor. Tüm dünyada durumun en kötü olduğu yerler ise gıda üretiminin gerçekleştirildiği yerler, yani taşra. Açlık çekenlerin dörtte üçü taşrada yaşıyor. Yeterli yiyeceği olmayan insanların yarısını oluşturan çiftçilerin çoğu zaman tarlaları o kadar küçük ki, tarlada yetiştirilenler kendi ailelerini beslemeye bile yetmiyor.

2.

NEDEN DÜNYADA (HALA) AÇLIK VAR?

Açlıkla mücadele örgütü “Welthungerhilfe”ye göre dünya çapında üretilen gıda maddeleri aslında tüm insanları beslemeye yetecek düzeyde. Fakat savaş ve felaketler yüzünden insanlar yurtlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Bu nedenle de tarlalarını işleyemiyorlar. Ayrıca tarımsal altyapının yok edilmesi ve ticaretin önemli oranda kısıtlanmasıyla da gıda fiyatları yükseliyor. Fakat çiftçilerin çoğunluğu, krizler olmaksızın da yoksulluk yüzünden yeterli tohum, araç ve gübre satın alamıyor. Bir kısım çiftçinin ise toprağı bulunmuyor ya da tarım bilgisi yeterli değil. Doğanın yok edilerek işlenmesi, kaynakların harcanması ve çevre kirliliği, çöl oluşumuna ve böylelikle de tarım alanlarının kaybedilmesine yol açıyor. Ayrıca açlıkla mücadele, gelişmekte olan ülkelerde çoğu zaman hükümetlerin öncelik verdiği bir konu değil, yolsuzluklar da sorunun daha da kötüleşmesine neden oluyor. Öte yandan açlığın tek kaynağı, sadece açlığın yaşandığı ülkeler değil: dünya çapında ama özellikle de sanayi ülkeleri ve yeni sanayileşen ülkelerde et tüketiminin artmasının bir sonucu olarak, daha önce gıda tarımının yapıldığı alanlar bugün daha çok hayvan yemi üretimi için kullanılıyor. Ayrıca biyoyakıt üretimi de “benzin deposu ve tabak” arasında bir rekabete yol açabiliyor.

3.

HER YIL AÇLIKTAN KAÇ KİŞİ ÖLÜYOR?

Tıp uzmanlık dergisi “The Lancet”a göre, dünya üzerinde beş yaş altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yüzde 45’inde eksik beslenmenin de etkisi söz konusu. Her yıl yaklaşık 3,1 milyon kız ve erkek çocuğu, altıncı yaşına girmeden ölüyor. BM Dünya Gıda Programı’nın Almanya, Avusturya, Liechtenstein ve İsviçre’nin Almanca konuşulan bölgesi Başkanı Ralf Südhoff’un sözleriyle, “Tahminlere göre dünyada her yıl açlıktan ölenlerin sayısı, sıtma, verem ve AİDS’ten ölenlerin toplamından daha fazla.”

4.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN NASIL BİR ROLÜ VAR?

Yaşanan sel, kasırga ve kuraklıklar, hasadın yanısıra tarla ve çayırları da yok ediyor. İklim değişikliği yüzünden bu tür doğal felaketler gelecekte muhtemelen daha sık yaşanacak ve sonuçları daha ağır olacak. Uzmanların tahminlerine göre, iklim değişikliği yüzünden 2030 yılına kadar hasatlarda -bölgesine göre- yüzde 5 ila 30 arasında bir azalma söz konusu olabilir. Bu da, gıda fiyatlarında daha da büyük artışlara yol açacak ve Dünya Bankası’nın hesaplamalarına göre, yoksul koşullarda yaşayan insan sayısında 100 milyona yakın bir artış görülmesine neden olacak.

5.

GİZLİ AÇLIK NE 
DEMEK?

Hohenheim Üniversitesi’ndeki Gıda Güvencesi Merkezi’nin başında olan beslenme uzmanı Hans Konrad Biesalski’nin sözleriyle, “Dünya nüfusunun üçte biri, ucuz ve doyurucu olması nedeniyle ağırlıklı olarak pirinç, mısır veya buğday gibi nişastalı gıdalarla besleniyor. Ne var ki, yalnız doymak yeterli değil.” Vitamin ve mikro besin maddeleri eksikliğinin görüldüğü eksik beslenen insanların 
bağışıklık sistemleri zayıf, ortalama yaşam süreleri kısa oluyor. Bebek ve çocukların özellikle de ilk 1000 günlük yaşamları esnasındaki eksik beslenme, korkunç sonuçlar doğurabiliyor. Bu zaman zarfında yeterince beslenmeyen ya da yeterince iyi beslenmeyen bebek ve çocuklar, çoğu zaman tüm yaşamları boyunca hastalıklara eğilimli oluyor, sağlıksız bir gelişme süreci geçiriyor ve akli potansiyellerini tam olarak gerçekleştirme imkanına sahip olamıyorlar. Tahminlere göre gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanların üçte biri, eksik beslenmeden
etkileniyor.

6.

NE TÜR BAŞARILAR ELDE EDİLDİ?

1990’dan beri dünya üzerinde açlık çekenlerin sayısı 216 milyon azaldı. Böylelikle, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ndeki ilk hedef kapsamında yer alan açlığın tüm dünyada yarıya indirilmesi, hemen hemen gerçekleştirilmiş oldu. Alman açlıkla mücadele örgütü “Welthungerhilfe” Yönetim Kurulu Başkanı Till Wahnbaeck’in belirttiğine göre, “Kalkınma etkili olduğundan bugün daha az insan açlık çekiyor”. Wahnbaeck’in belirttiğine göre özellikle de Brezilya ve Hindistan’daki kapsamlı sosyal programlar, güzel sonuçlar veriyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (GTO) verilerine göreyse açlık çekenlerin sayısında görülen düşüşün en büyük nedenlerinden biri ekonomik büyüme.

7.

DAHA NELERİN 
YAPILMASI 
GEREKİYOR?

Dünya topluluğu, geçmişte yaşanan kıtlıklardan dersini alarak acil durum ve felaket yardım gibi erken uyarı sistemlerini iyileştirdi. Bir devletin, halkının beslenmesini güvence altına alamaması söz konusu olduğunda, BM’nin yanısıra hem resmi hem de sivil toplum yardım kuruluşları, uzun vadeli kalkınma programları ve kısa vadeli acil durum yardım programlarıyla söz konusu ülkedeki açlıkla mücadele etmek için uğraşıyor. GTO’nun yaptığı araştırmalara göre, tarım alanında yoksulluk ve açlığın azaltılması için yapılan yatırımlar, diğer tüm alanlardaki girişimlerden beş kat daha etkin oluyor. Bu nedenle pek çok yardım kuruluşu, küçük çiftçilerin desteklenmesi meselesi üzerinde duruyor. Ayrıca, elde edilen ilerlemelerin yok edilmesine neden olan savaşlara mutlaka son verilmesi gerekiyor. “Welthungerhilfe”den Till Wahnbaeck’in belirttiğine göre, “Bugün savaşlar, açlığın oluşmasına yol açan en büyük etkenlerden biri. Mutlaka diplomatik çözümlerin sağlanması gerekiyor.”

8.

ALMANYA BU KONUDA NELER YAPIYOR?

Açlıkla mücadele, Alman kalkınma politikasının önem verdiği temel bir konu. Ekonomik Gelişme ve İşbirliği Bakanlığı (BMZ), açlık ve yetersiz beslenmeyi yenmenin ve gelecek nesillerin iyi beslenebilmelerinin mümkün kılınmasının amaçlandığı “EINEWELT ohne Hunger” (Açlıksız BİR DÜNYA) girişimini başlattı. Girişimin odağında özellikle anne ve küçük çocukların yer aldığını belirten bir BMZ sözcüsünün ifade ettiğine göre, “Girişim, küçük çiftçi tarımındaki yenilikleri ve çiftçilerin toprak haklarını, ayrıca da doğal kaynakların -özellikle de topraktaki doğal kaynakların- korunmasını destekliyor.” Ayrıca uluslararası düzeyde gerçekleştirilen işbirliğinde de son derece faal bir rol üstlenen Almanya, bu konuda önemli adımların atılmasında öncü oluyor. Alman Tarım Bakanı Christian Schmidt, 2016 Ocağında Berlin’de gerçekleştirilen Dünya Beslenme Konferansı’nda kentlerin bu konudaki rollerini vurguladı. “Kentleşme, yaşadığımız zamanın en güçlü eğilimi” diyen Schmidt, mega kentlerde beslenmenin güvence altına alınmasının, sadece sürdürülebilir bir tarımla uyumlu bir birliktelikle mümkün olabileceğini belirtti. “Kentlerin taşraya ihtiyacı var.”

9.

ALMANYA NERELERDE YARDIM EDİYOR?

Almanya, ağırlıklı olarak kırsal alanın kalkınması ve gıda güvencesi konularında 15 ülkeyi destekliyor. Desteklenen ülkeler arasında Etiyopya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan, Kenya, Kamboçya, Laos ve Bolivya bulunuyor.

10.

GÜNÜN BİRİNDE AÇLIĞIN OLMADIĞI BİR DÜNYA OLACAK MI?

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, 2012’de “Zero Hunger” (Sıfır Açlık) girişimini başlattı. Keza, BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yerini almış olan ­Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri de 2030’a kadar açlığın yer almadığı bir dünya hedefliyor. Bunun için her şeyden önce araştırma yatırımları gerçekleştirilecek. GTO’nun belirttiğine göre, 1990’dan beri yaşanan ilerlemeler, açlık, gıda güvencesizliği ve 
yetersiz beslenmeyi ortadan kaldırmanın mümkün 
olduğunu gösteriyor. ▪