Avrupa’ya Evet

Kabuğundan çıkma zamanı: AB’nin yüksek memurlarından Martin Selmayr, Avrupalıların nasıl daha iyi bir AB’yi kendi elleriyle kurabileceklerini açıklıyor.

AB Kabine Şefi Martin Selmayr
AB Kabine Şefi Martin Selmayr Eric Herchaft/Reporters Agency

Sayın Selmayr, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in Kabine Şefi sıfatıyla her gün Avrupa Birliği yolunda mücadele veriyorsunuz. Avrupa neden zor durumda?

Avrupa asla kendiliğinden anlaşılan bir şey değildi; bunu anlamak için sadece, Avrupa’nın sıkça acı dolu tarihini anımsamak gerekir. Kıtamızın barışçıl uzlaşması, İkinci Dünya Savaşı sonrası nesillerin eşsiz bir medeni kazanımı ve büyük bir bahtiyarlığıdır. Ama bunun sürekli olarak AB'nin temelini oluşturan üye ülkelerin siyasi iradesine ve vatandaşlarının demokratik onayına ihtiyacı vardır. Özellikle krizler dışarıdan gelip Avrupa’ya isabet ederek ulusal başkentlerdeki karar mercilerini zaafa uğrattığında bu onay tehlikeye düşebilir.   

Avrupa’ya verilen bu “evet” ne derece kırılgan?

ABD’de ortaya çıkan mali krizin kıtamıza vahim ekonomik ve sosyal etkileri oldu ve birçok üye ülkede hükümet krizlerine ve hükümet değişikliklerine yol açtı. Suriye’deki savaş ve terör, bir de Afrika’daki yoksulluk, Avrupa yönünde bir mülteci hareketine yol açtı. Sözde İslam Devleti’nin savaşçıları tarafından Avrupa metropollerinde gerçekleştirilen terör saldırıları, çoğu Avrupalının güven duygusunu sarstı. Bu tür krizlerde birçok kişi Avrupa’nın sanki bir devletmişçesine hızlı ve kararlı bir tepki göstermesini bekliyor. Ne var ki, Avrupa bir devlet değil ve ancak sınırlı yetkilere sahip.  

Hangi çözümleri sunabilirsiniz? 

Geçtiğimiz yıllar içerisinde büyük bir ilerleme kaydettik. Mesela mali kriz; üye ülkeleri, bankaları gözetleyebilen, sağlamlaştırabilen ve gerekirse kapatabilen ortak bir Avrupa Bankacılık Otoritesi oluşturmaya ikna etti. Mülteci krizi, Avrupa’nın şimdi her an görevlendirilmeye uygun ortak sınır ve sahil koruma güçlerine sahip olmasına yol açtı. Avrupa’nın polis ve emniyet makamları da son zamanlarda çok daha sıkı işbirliği yürütüyorlar. Bariz olan şey şu: Avrupa ancak zamanımızın ekonomik, sosyal, teknolojik ve güvenlik zorluklarına etkili bir cevap verebildiği takdirde vatandaşların kalıcı onayını alabilecektir. Bu konuda – Jean-Claude Juncker’in önderliğinde – Avrupa Komisyonu’nda gece gündüz çalışıyoruz. 

Genç insanları çekebilmek için AB’nin kendisini ne yönde değiştirmesi gerekir? 

İnsanlar hangi Avrupa’yı istiyorlar? Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker 2017 ilkbaharında; Roma Antlaşmaları’nın 60. yıldönümü vesilesiyle, Avrupa’nın 2025 yılına kadar nasıl gelişebileceğini beş senaryoda tanımlayan bir beyaz kitap takdim etti.  Bu senaryolar “şimdiye kadar olduğu gibi devam”dan, “daha fazla Avrupa”ya kadar uzanıyor. Senaryolar, daha az şey yapan ancak daha iyi sonuçlara ulaşan bir Avrupa ihtimalini de açıkça ihtiva ediyor. Tartışmanın odak noktasında Avrupalılar ve üye ülkelerdeki karar mercileri yer alıyor. Şimdi söylenen şu: Dikte etmeyin, tartışın! Sorumluluğu “Brüksel”e yüklemektense, daha iyi bir Avrupa’yı nasıl şekillendireceğiniz konusunda kendiniz karar verin. Avrupa ancak, bir işgal gücü olarak değil, vatandaşlarının özgür kararının bir sonucu olarak algılandığı takdirde başarıya ulaşabilir. 

Sizin için Avrupa ne demek? 

Avrupa benim için değerlerin, özgürlüğün, barışın ve hukukun çok özel bir birlikteliği. Avrupa; hukuk devlet, fikir özgürlüğü, hoşgörü, çoğulculuk ve dünyaya açıklık demektir. Avrupa, sosyal sorumlulukla piyasa ekonomisini birbiriyle barıştıran bir toplum modeli. Komşularla ve dünyanın geri kalan kesimiyle sürekli olarak diyalog ve işbirliği aramak da Avrupa kimliğinin bir parçasıdır. Dünyanın çok kutuplu ve daha az güvenli hale geldiği şimdiki dönemde biz Avrupalılar kabuğumuza geri çekilmemeli, bilakis işbirliğini daha da yoğunlaştırmalıyız.  

Brexit’ten sonra AB parçalanma tehdidi ile karşılaşıyor. 512 milyon AB vatandaşının kaybedeceği ne var? 

Brexit halk oylamasının az farkla olumsuz sonuçlanmasına çok üzülmüştüm, ne de olsa Erasmus öğrencisi olarak bir yıl boyunca Londra’da üniversite tahsili yaptım ve Büyük Britanya’yı ve insanlarını tanıyor ve çok özel bir biçimde takdir ediyorum. Referandumun sonucunu elbette saygıyla karşılamakla birlikte, Avrupa Birliği içinde Britanyalıların eksikliğini hakikaten duymak istemiyorum. Bugün en azından Brexit’in başkaları için özendirici olmadığını söylemek mümkün. Tam tersine; Brexit referandumundan bu yana, geri kalan Avrupalılar safları daha da sıklaştırdılar ve şu sıralarda, gerek savunma birliği, dış politika, vergi politikası, gerekse enerji politikası konularında Avrupa projesinin güçlendirilmesine yönelik yeni olanakları tartışıyorlar. Kimi zaman, sanki ancak edinilen yakın bir kayıp tehlikesi deneyimi, Avrupa projesinin değerini gözler önüne sermiş gibi görünüyor. 

Röportaj: Sarah Kanning

Yayın kurulunun notu: Söyleşimiz sırasında Martin Selmayr AB’de başdanışmandı (“kabine başkanı”), 1 Mart 2018’den itibaren AB Komisyonu Genel Sekreteri.

© www.deutschland.de