Ana içeriğe geç

Genç girişimciler için bir cennet

Berlin’deki yeni girişimciler renkli ve çok yönlü bir kesim. Kimi firmaların pek çok çalışanı var ve uluslararası yatırımcıların da dikkatini çekiyorlar.

17.12.2014
© dpa/Ole Spata - Startups

Naren Shaam Bangalore’da doğdu, Harvard’dan mezun oldu ve 2012 yılında Berlin’de kendi firmasını kurdu. 31 yaşındaki girişimci bunun son derece iyi düşünülmüş bir karar olduğunu dile getiriyor: “Kendime hep başarılı bir şirket kurmak için en uygun yerin neresi olduğunu sordum – ve cevap net bir şekilde ortadaydı: elbette Berlin.” Bunun tek sebebi yaşam koşullarının ve iş gücünün Avrupa’nın diğer metropollerine kıyasla daha ucuz olması deği. Ona göre daha da önemlisi bu kentin tüm dünyadan pek çok yeteneği de kendine çekiyor olması. Kendisi de bunlardan biri.

Shaam Berlin’e geldiğinde tek kelime bile Almanca konuşamıyor ve Mitte semtindeki Alexander Meydanı’ndan başka neredeyse hiçbir şey bilmiyormuş. Cebindeyse bir girişim planı ve Amerikalı yatırımcıların parası varmış. Bu plan gelişinden iki yıl önce 14 Avrupa ülkesini gezdiği dönemin ardında ortaya çıkmış. Bu süreçte bir yerden diğerine olası en çabuk şekilde ulaşmak istemesine rağmen hangi yolların ve ulaşım araçlarının bunun için en uygun koşulları sunduğunu bulmak hiç de kolay olmamış. “Bir yolculuğu planlamak genellikle yolculuğun kendisinden daha uzun sürüyordu”, diye anlatıyor Shaam. Bu durumu değiştirmeye karar vermiş – ve sonuç olarak bir internet portalı kurmuş: GoEuro kolay bir aramayla otobüs, tren ya da uçakla tüm olası ulaşım araçlarını srogulama şansını bir arada sunuyor, havaalanına ulaşım da buna dahil.

Berlin Yatırım Bankası’nın hesaplarına göre Berlin’de her 20 dakikada bir yeni bir internet firması kuruluyor. Bu Berlin’i aynı zamanda Almanya’nın dijital başkenti de yapıyor. Şirket kurmak gençler için yeniden cazip hale geldi. Bunu Berlin’in pek çok noktasında görmek mümkün: Kimi genç girişimciler Berlin Mitte’de bulunan Rosenthal Meydanı’ndaki ün salmış Café Sankt Oberholz’da planları üzerinde çalışırken diğerleri Betahaus gibi ortak çalışma mekanlarını (coworkıng space) tercih ediyor. Girişimciler ya da serbest çalışanlar bu gibi yerlerde uygun fiyata esnek bir şekilde ofisler ya da çalışma masaları kiralayabiliyor, diğer girişimciler ve yaratıcı sektörden kişilerle fikir alışverişinde bulunma ve ilişki ağlarını genişletme fırsatı bulabiliyorlar. Burada bilgisayar programcıları fotoğrafçılarla, mimarlar, tasarımcılar, avukatlar ve gazetecilerle yan yana çalışıyor.

Artık kentteki tüm önemli üniversitelerin kendi iş kurma merkezleri var; aynı zamanda girişimciliğe yönelik kürsülere de yer veriyorlar. İş kurmak isteyen girişimciler neredeyse her akşam “start up” camiasının buluştuğu bir etkinliğe katılma şansına buluyor. “Hy!”, “Start Upların Uzun Gecesi” ya da “Heureka” gibi kapsamlı etkinlikler uluslararası camiayı da kendine çekiyor. Hem Avrupa’dan hem de deniz aşırı ülkelerden yatırımcılar uzun zamandır Berlin’deki start up çevresini yakından izliyor. Bunlardan biri de Bill Gates. Microsoft’un kurucusu 2013 yılında başka yatırımcılarla birlikte Berlinli bir start up olan ResearchGate’e 35 milyon dolarlık yatırım yaptı. Bu internet platformu tüm dünyadan bilimcilere araştırmalarının sonuçlarını birbirleriyle paylaşma fırsatı sunuyor. “Bu fikrimi yıllar önce Hannover’deki profesörüme açıkladığımda saçma bulup ciddiye almamıştı”, diyor firmanın kurucusu Ijad Madisch. Hannover’in ardından Harvard’da öğrenim gören girişimci burada aradığı desteği bularak 2008 yılında ResearchGate’i kurmuş. Madisch de kendi start up’ını kurmak için en uygun yer olarak Berlin’de karar kılmış. Şirketin bugün 120’den fazla çalışanı ve beş milyonu aşkın kullanıcısı var. “Hannover’deki hocam da bu kullanıcılardan biri”, diye ekliyor Madisch.

Büyük holdinglerin Berlin start up camiasına ilgisi çok büyük. Bunu kanıtlayan pek çok örnek var. Microsoft kentin önemli turistik merkezlerinden Unter den Linden bulvarında bir başkent temsilciliği açtı: Giriş katında ziyaretçiler için bir cafe var; üst katlardan biri salt start uplara ayrılmış olan bina bir iş merkezi işlevi görüyor. Yeni bir fikri olan herkes buraya başvurma ve dört ay boyunca ekibiyle birlikte uzmanlardan danışmanlık hizmeti alma, mekanı ve teknolojik olanakları kullanma ve bu fikri bir iş planına dönüştürme olanağına kavuşuyor. Microsoft’un rakiplerinden Google da geri durmuyor. Bu büyük internet kuruluşu bir start up kampüsü olan ve müzik platformu Soundcloud ya da uygulama geliştiricisi 6Wunderkinder gibi girişimlerin hayata geçirildiği Factory ile oyuna dahil oluyor. Deutsche Telekom, medya kuruluşu Springer, kimya devi Bayer ve yazılım devi SAP de şirketlerin büyüyüp serpilmesini sağlayan hazırlık dönemi merkezlerine sahip. Old Economy yeni start up camiasıyla bağlar kurmaya ve bu genç ve yenilikçi şirketlerden faydalanmaya çalışıyor. Bir de hiç bir trendi kaçırmamaya.

Kentin en ünlü ve aynı zamanda en tartışmalı olmasına rağmen aynı zamanda tartışmasız en büyük hazırlık dönemi merkezi ise Rocket Internet. Online açık artırma merkezi Alando ve cep telefonu melodileri satan Jamba adlı sitelerinin satışından yüklü miktarda para kazanan Marc, Oliver ve Alexander Samwer kardeşler, girişimciliği profesyonel bir iş haline getirerek Rocket Internet adlı şirketlerini bir start up fabrikası haline getirdiler. Yalnızca 2013 yılında yatırımcılardan iki milyar Avro toplamayı başardılar. Rocket’in günümüzde 100’ü aşkın ülkede 20.000’i aşkın çalışanı var, fakat merkezleri Berlin. Oliver Samwer verdiği bir ropörtajda “Ben internetin en agresif adamıyım”, diye tanımlıyor kendini. İş hayatında kullandığı yöntemler ise sıklıkla eleştiriliyor. Alando da ilk kurulduğunda örnek aldığı ABD kökenli Ebay’in bir kopyasıydı.

Rocket çevresinde kurulan daha pek çok şirket denenmiş ve başarıya ulaşmış şirket modellerinin birer kopyası. Bu Berlin’e bir taklitçi metropolü olmak minvalinde pek de hoş olmayan bir ün kazandırdı. Öte yandan Samwer’in çalışmaları Berlin’de bu kadar çok başarılı start up bulunmasında çok önemli bir rol oynadı. Rocket’in pek çok eski çalışanı ve Samwer’in eski yol arkadaşları da kendi şirketlerini kurdular. Wooga da bunlardan biri: Mitte ve Prenzlauer Berg semtleri arasındaki sınırdaki eski ekmek fabrikasında aydınlık büroların duvarlarını renkli canavar motifleri süslüyor. Açık renkli ahşaptan nişler ve renkli minderler çalışanları arada bir bilgisayarlarının başından kalkmaya davet ediyor. Wooga durmadan ofislerini yeniden düzenlemek ve genişletmek zorunda kalmış. Zira bu firma kurulduğu 2009 yılından bu yana inanılmaz bir büyüme göstermiş. Wooga herkese ve her durumda uygun oyunlar geliştiriyor. Buradaki programcılar oyunlarını hızla akıllı telefon dünyasına tanıtmış. Kuruluşun bugün 40’ı aşkın ülkeden 250 çalışanı var ve her ay 50 milyon kişi Wooga oyunlarını oynuyor.

Kentin en ünlü start up firması ise Zalando. Bu online moda mağzası Samwer Kardeşler’in yardımıyla büyüp 2014 Ekim’inde borsaya açıldı. Bu yalnızca Zalando için değil, tüm start up camiası için önemli bir adımdı. Zira risk sermayesi yalnızca yatırımcıların paralarını birkaç yıl içinde kar ederek geri alabileceklerine inandıkları yerlere akıyor. Dolayısıyla genç ve yenilikçi firmalarına borsa yolunun açık olduğunun görülmesi önem taşıyordu. Oliver Samwer kısa süre önce Berlin’de Angela Merkel’le görüştüğünde Şansölye’ye yönelik en önemli mesajı şuydu: “İyi fikirlere sahip girişimcilerden yana sıkıntımız yok. Eksik olan şirketlerin iyice büyüyebilmelerini sağlayacak risk sermayesi.”

Naren Shaam içinse herhangi bir sermaye sıkıntısı yok. Şirketi GoEuro geçtiğimiz yaz gerçekleştirdiği ikinci finansman turunda 27 milyon Amerikan Doları toplamayı başardı. Bu genç firmanın şu anda 25 ülkeden 70’den fazla çalışanı var. Bu ekip yeni bir merkeze taşınmış durumda. GoEuro şimdilik Almanya, İtalya, İspanya, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un tamamını kapsıyor. Hedefleri ise daha büyük: “Olabildiğince kısa sürede Avrupa’daki tüm sehayat güzergahlarını sistemimize dahil etmeyi hedefliyoruz”, diyor Shaam.