“Europe United”ın savunusu

AB’nin geleceğiyle ilgili söyleşide Dışişleri Bakanı Heiko Maas “Avrupa dünyada aktif bir rol oynamalı” talebini dile getiriyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas Dominik Butzmann/laif

Sayın Bakan, görüşmelerinizde başka ülkelerin Avrupa’yla ilgili beklentileriyle ve umutlarıyla yüz yüze geliyorsunuz sıklıkla, özellikle de serbest ticaret, iklimin korunması veya göç gibi konularda. Avrupa devletler topluluğu bugün uluslararası siyasette hangi rolü yerine getirebilir?
Avrupamızın ne kadar önemli olduğunu bazen kıtanın dışındaki ülkeler bizden daha iyi algılıyor. Avrupa’nın kazanımlarını açıklıkla görüyorlar: Barış, özgürlük, demokrasi ve tabii refah, yenilikçilik gücü ve sosyal güvenlik. Bu nedenle de bizden Avrupa’nın bakışının içeriye dönük olmamasını, dünyada aktif rol oynamasını bekliyorlar. Acilen gerekli bir şey bu. Avrupa ancak birlik içinde olursa, küresel düzeyde adil ticaret, sürdürülebilir iklim koruması, göçle ilgili adil kurallar gibi konularda ağırlığını koyabilir. Avrupa Birliği tek sesle ortaya çıkarsa o zaman bize kulak verilir.

Avrupalıların birlikte üstesinden gelmesi gereken görevler neler?
Avrupa’da ortak eylemde bulunmanın kazandıracağı şeyler, ulus devletlerin karşı karşıya bulunduğu küresel sorunlar. Zira her bir ülke bu sorunları çözmek için fazla küçük, bunlar ancak elbirliğiyle çözülebilecek sorunlar. Avrupa’nın ekonomi ve maliye politikasına sosyal mahiyet kazandıramazsak kıtamızın refah vaadini yerine getiremeyiz. Bu açıdan da Avro Bölgesini krizlere karşı sürekli olarak dayanıklı kılmak için uğraşmaya devam etmeliyiz. Aynı şekilde acil çözüm bekleyen bir konu, göç politikasında yükün ve sorumluluğun paylaşımında ülkeler arası düzeyde bir siyaset oluşturabilmek. Nihayetinde içinde yaşadığımız dönemde, kurallara dayalı düzen sarsıntı içinde, bu nedenle de bizim dış politikada kabiliyetimizi kanıtlamamız gerekiyor. Yani kendi güvenliğimiz için daha fazla sorumluluk almalıyız, komşularımızın istikrarına katkı yapmalıyız ve özellikle sorunlu ilişkiler içinde olduğumuz partnerlerimizle bizim ortak ağırlığımızı terazinin kefesine koymalıyız.

Ekonomi ve maliye politikalarında hangi çözüm yaklaşımlarını daha işe yarar görüyorsunuz?
Avrupa Birliği içinde avrodan ve iç pazardan Almanya kadar yarar sağlayan başka ülke yok. İnsanların ekonomik durumlarını ve refahlarını yükselten şeylerin arasında AB de var. Bu nedenle bizim avro bölgesini süreklilik arz edecek biçimde güçlendirmemiz ve avronun küresel krizlere karşı dayanıklılığını sağlayacak reformlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Örneğin Avrupa İstikrar Mekanizmasını daha da geliştirmeliyiz. Somutlaştıracak olursak genç girişimcilere daha fazla yatırım yapmaya ihtiyacımız var ve gençler arasındaki işsizlikle kararlı mücadele içinde olmalıyız. Avrupa içinde “yitik kuşaklar” gibi bir şey olmamalı. Ticaret politikasında refah sağlayan ve sosyal standartlarımızı koruyan adil ve serbest ticaretin sonuç getireceği kanısındayım. Bu nedenle uluslararası çok kutuplu ticaret sistemini elde tutmak, herkesin güvenini kazanacak ve bağlayıcı olacak kurallarla güçlendirmek gerek.

Göç politikası tüm Avrupa ülkeleri için en acil konulardan biri. Avrupa’nın sınırları açık kalacak mı?
Gündemdeki göç tartışmalarının Avrupa’yı hücre bölünmesi gibi ikiye ayırasına izin vermemeliyiz. Bazı ülkeler mültecileri kabul etmeye yanaşmıyorsa başka bir alandaki sorumlulukta daha fazla katkı yapmalılar; söz gelimi daha ciddiye alarak uğraş vermemiz gereken bir konu olan zorunlu göç sebepleriyle mücadelede. Dış sınırlarımızın korumasını da daha iyi hale getirmeliyiz ve İtalya ile Yunanistan’ı yalnız bırakmamalıyız. Ama mülteci kabul eden Ürdün veya Lübnan gibi Avrupa dışındaki ülkeleri de desteklemeye devam etmeliyiz.  Almanya burada küresel ölçekte ikinci en büyük donör olarak sorumluluklarının farkında. Ama bir kazanım benim için pazarlığa açık değil: Avrupa’nın sınırları açık kalmalı. Avrupa vatandaşlarının en güçlü ve en iyi hissedilir özgürlük simgesi olarak.

Avrupa’nın dış politikasında ortaklığı ve güçlü duruşu daha fazla yansıtmak nasıl mümkün olabilir? Sizin somut önerileriniz neler?
Birleşik Devletler biz Avrupalıların gelecekte kendi güvenliğimiz için daha fazla sorumluluk üstlenmemiz gerektiği mesajını veriyor; üstelik Başkan Trump’la da başlamadı bu. Birleşmiş Milletlerin 2018 Eylülündeki Genel Kurulunda bir dış düzenin elden çıkmakta olduğu havası hakimdi. Bu nedenle bizim Avrupa’nın güvenlik ve savunma birliğini güçlendirmemiz gerekiyor; Transatlantik ortaklığın Avrupa ayağı olarak bunu yapmalıyız ki gelecekte de Amerikalılar ve Avrupalılar birbirlerine güvenle sırtını dayayabilsin.

Hiç de yeni olmayan bu tartışmada ne gibi ilerlemeler kaydedildi dersiniz?
Burada ilk adımlar atılmış durumda, örneğin askeri yeteneklerin ortaklık zemininde geliştirilmesine yönelik bir araç olarak Düzenli Yapılandırılmış İşbirliğinin işler hale getirilmesi. Avrupa dış ve güvenlik politikasının merkezinde sivil kriz yönetimi yatıyor. AB üye ülkelerinin kendi sivil kapasitelerini güçlendirme yönünde bağlayıcı beyanlarda bulunmasını sağlama yönünde çalışıyoruz. Halihazırda mevcut olan danışmanlık ve eğitim misyonlarının yanı sıra “Avrupa İstikrar Birliği” adıyla bir başka yapı kurmak istiyoruz. Ayrıca Brüksel’deki karar süreçlerinde dış politikada da nitelikli çoğunluğa dayalı kararların da önünü açma konusunu düşünmeliyiz.

Milliyetçiliğin ve popülizmin sonucu olarak giderek radikalleşen ve kutuplaşan bir dünyada Avrupa’nın kendi değerlerini var edebilmesi için başka neler gerekir? Avrupa kendi bünyesinde bir reforma gitmeli mi?
Avrupa siyasetinin hissedilir kılması gereken ilk şey, küreselleşmenin, dolayısıyla eski düzeni oluşturan yapıların erozyonunun çaresiz biçimde maruz kaldığımız bir doğa olayı olmadığıdır. Biz buna yön verebiliriz, insanların bizzat belirgin olarak hissedebilecekleri biçimde iyileşmeler sağlamak üzere. Bugün popülistlerin dışlamayı ve kendini dışa kapatmayı çare olarak gören basit ve düşmanca formüllerine en iyi cevap bu olacaktır. Bizim buna elbirliğiyle karşı durmamız gerek ve bunun için cesarete ihtiyaç var. Bana göre anahtar Avrupa’nın birlik beraberliğinde. Ancak içerdeki birlik dışarıya doğru bize güç ve özerk hareket imkanı sağlayabilir. İçerideki durum sağlıklı ve karşılıklı saygıya dayalıysa uluslararası görevlerimizin gereğini yapabiliriz. Büyük bir Avrupa’ya ihtiyacımız var; büyük ve küçük ülkeler arasında ayrım olmayan, merkezle çevre ayrımı olmayan bir Avrupa’ya. Kendi başına her bir ülke farklılık yaratmak için fazla küçük.

Bir konuşmanızda Başkan Trump’ın sloganı “America First”e Avrupa’nın yanıtının “Europe United” olması gerektiğini söylemiştiniz. Avrupa yeni bir birliği nasıl sağlayabilir? Zira şu an pek çok farklı tutum var, önümüzdeki yıl Brexit gündemde . . .
Benim için bir nokta açık: Avrupa ile ABD arasındaki dostluğun ölçüsünü yeniden belirleme zamanı çoktan geldi: Partnerler arasında dengeli bir ortaklık istiyoruz. Atlantik, siyaseten daha geniş bir alan haline geldi, ama Amerika da Beyaz Saray’dan daha fazlası. Tam da şimdi ABD ile ilişkileri tazelemek ve elde tutmak için bu ilişkilere yatırım yapmalıyız. Amerika’nın geri çekildiği noktalarda biz ağırlığımızı artırmak ve daha fazla sorumluluk almak istiyoruz.  Avrupa Birliği “Europe United” olarak uluslararası düzende taşıyıcı bir ayak haline gelmeli ve bu düzene bağlılık gösteren, çok kültürlülükle ilerlemeye inanan herkesin partneri olmalı. Avrupa Birliği bu anlayışın öncü temsilcisi; ortak pozisyonlar, görüş birliği ve denge bulma çabaları bizi güçlü kılan şeyler. Önemli bir sınav, biz Avrupalıların savunmak istediği İran’la nükleer anlaşma.

2019’da Büyük Britanya’nın ayrılmasıyla Avrupa Birliği’nin tarihinde ilk kez bir ülke AB’yi terk ediyor olacak. Bu iyi bir işaret olarak değerlendirilmese gerek.
Birleşik Krallık’ın vatandaşlarının AB’den ayrılma kararını çok üzücü buluyorum. Bana göre bu bir “kaybet-kaybet” durumu; Brexit’in olumsuz sonuçları Büyük Britanya’da, AB’nin geri kalanına kıyasla daha fazla hissedilecek olsa da. Ama bu koşullarda en iyi sonucu elde etmeye çalışmalıyız: Bir yanıyla Avrupa Birliği içindeki, özellikle iç pazar içindeki birliktelik ve gelişmenin devamı bizim için birinci öncelik. Öte yanıyla ayrılmadan sonra Büyük Britanya’yla yakın ve özel önemdeki ortaklığı sürdürmeliyiz, bunda hiçbir tereddüt yok.

Avrupa’yı ortadan ayıran çatlağı kapatmak, yapıştırmak için Almanya’nın somut katkısı ne olabilir?
Almanya Avrupa’daki birlikteliği güçlendirmek ve ayırıcı tarafları aşmak istiyor. Bunun gerçekleşebilmesi için Almanya’nın da kendinde de bazı şeyleri harekete geçirmesi gerekir. Biz de her zaman her şeyi doğru yapmadık. İlkelerimizi hiçbir zaman elden çıkaramayız. Aynı zamanda diğer Avrupalıların gözüyle Avrupa’ya daha fazla bakmayı da öğrenmeliyiz. Sözgelimi orta ve doğu Avrupa ülkeleri için geçerli bu. Oralarda egemenliklerin yani kazanılmış olmasından dolayı insanların hassasiyet göstermelerini, örneğin göç meselesinde egemenlik ve kimliklerinin tehdit altında olduğunu hissetmelerini anlayabiliyorum. Güney Avrupa ülkelerinin de kendilerine özgü bir bakış açıları var. Bu ülkeler finans krizinin ve gençlerdeki işsizliğin sıkıntısını hala fazlasıyla çekiyorlar. Avrupa’daki çatlağı yapıştırmak istiyorsak oradaki bakış açısını anlamalıyız. Öğretici bir tavır içine girmemeliyiz, tersine, çıkarları dengeleyen ve insanlara ulaşan ve hissedilebilir iyileşmeler getiren bir Avrupa politikası yönünde akıllı öneriler sunmalıyız. 

Sürekli tanık olunan bir şey, özellikle Almanya’dan ve Fransa’dan, Avrupa Birliği’nin iki en büyük ülkesi olarak kendilerini Avrupa’nın “dinamosu“ olarak görmeleri ve birlikte güçlü çıkışlar yapmaları bekleniyor.  Başkan Macron reformlar yapılmasını talep ediyor. Bu aşamada ne gibi inisiyatifler gündemde, daha sonrası için neler planlanmakta?
Alman-Fransız dinamosu algısı, eğer biz baş öğretmen gibi değil cesaret verici rolümüzle hareket edersek bugün de doğru bir şey. AB içinde reformlar, ancak Fransa’yla yakın temas içinde hareket edersek gerçekleştirilebilir. Eğer Berlin ve Paris, cesaret ortaya koyup ekonomi, finans, enerji ve güvenlik meselelerinde bugüne kadar olduğundan da daha fazla işbirliği içinde olurlarsa diğerleri de bunu izleyecektir. Bu nedenle haziran ayında Fransa’yla birlikte önümüzdeki dönemde gündeme getirilecek AB reformları için bir yol haritası taslağı çıkardık. Zorla yerinden edilme ve göç konularında da Almanya ve Fransa Avrupa düzeyinde bir çözümden yana: Mültecilerin ve göçmenlerin geldiği ülkelerle ve transit ülkelerle işbirliği içinde hareket etmek, dış sınırlarımızı korumak ve sorumluluklarımız ve dayanışma temelinde bir Ortak Avrupa İltica Sistemi inşa etmek istiyoruz. Ekonomi başlığı altında, Avrupa İstikrar Mekanizmasını daha da geliştirmek istiyoruz. Yeni bir Élysée Antlaşması üzerinde de çalışıyoruz. “Europe United” için Fransa’yla her zamankinden daha fazla, radikal ölçüde omuz omuza vermeye ihtiyaç var.

Biz Güvenlik Konseyindeki yerimizi olabildiğince Avrupa temelli biçimlendirmeye çalışacağız

Önümüzdeki iki yıl için Almanya Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyinde daimi olmayan üye olarak oy hakkına sahip olacak. Bu imkan orada ne ölçüde Avrupa’nın da temsilini sağlayacak?
Biz Güvenlik Konseyindeki yerimizi olabildiğince Avrupa temelli biçimlendirmeye çalışacağız ve egemenlik içindeki bir Avrupa’nın dünya genelinde çok yönlü ilişkilere dayalı çözümlerden yana tavrına katkıda bulunacağız. Güvenlik Konseyinde söz aldığımızda, isim levhasında “Germany” yazsa da tüm AB üye ülkelerinin sesi olmak istiyoruz. Bu da diğer üye ülkelerle konuları önceden değerlendirmek ve eskisinden daha fazla ortak Avrupa tavrını temsil etmek anlamına gelecek.

Avrupa’nın hangi başarıları size kişisel olarak daha fazla şey ifade ediyor?
Benim için en önemli başarı önceden de bugün de Avrupa’da savaşın artık düşünülemez hale gelmiş olmasıdır. Hemen Fransa sınırında yer alan Saarbrücken kentindeki yükseköğrenimime başladığımda o zamanki üniversite rektörü çağrıda bulunarak, pek uzakta olmayan Verdun savaş meydanına gitmemizi söylemişti. Ben bunu yaptım: Verdun’u gören biri Fransa’yla barışın ve dostluğun Avrupa için ne kadar büyük değerde olduğunu tahmin edebilir. İki dünya savaşının ve uzun yıllar süren Almanya’nın bölünmüşlüğünün ardından bugün doğu ve batı Avrupa özgür ve birlikte. Bu durum Avrupa’nın en büyük başarısı ve mutluluğu. Bu başarı her gün bize itici güç olmalı, barış ve demokrasiyi doğal bir şey olarak görmeyip bunlar için ve Avrupa’da benimsediğimiz değerler için mücadele gücü bulmalıyız.

Sayın Bakan, söyleşi için teşekkür ediyoruz.

Soruları yönelten Janet Schayan.

Newsletter #UpdateGermany: You would like to receive regular information about Germany? Subscribe here to: