Kalakaldı

Yazar María Cecilia Barbetta, ikinci vatanını Almanya’da buldu. Burada bunun nasıl gerçekleştiğini yazıyor. 

María Cecilia Barbetta
María Cecilia Barbetta dpa

„Ge-ri-de ka-lın! Geride kalın!!!“ Bu buyurgan ses tonundan kalbim duracak gibi oluyor. Ürküyor, yerimden kımıldamıyorum. Kapılar kapanıyor, üniversiteye giden ve hevesle binmek istediğim metro, tekrar hareket ediyor, bir tek ben, yalnız ben -bana emredildiği gibi- geride kalakalıyorum. Berlin’de takılıp kalalı 23 yıl oluyor şimdi. Gelecek yıl, yaşamımın yarısını burada geçirmiş olacağım; Ekim 1996’da doktoram için, kestirilebilir bir süre için gelmiştim oysa. Başında planlandığı gibi doktora çalışmamdan sonra beni, kökenleri İtalya ve Lübnan’a uzanan, asla burada olmayan Arjantinli aileme, Buenos Aires’e geri dönmek yerine, Almanya’da kök salmaya iten şey nedir? Beni fikrimi değiştirmeye iten şey, kesinlikle metro çalışanının sürekli tekrarlanan emri olamaz, her ne kadar onlar da, Berlinli memurlar da günün birinde fikir değiştirmiş olsalar da. Tanımayan var mı, sevecen otomatik anonsları?

Ge-ri-de- ka-lın: Berlin Friedrichstrasse metro istasyonu.
Ge-ri-de- ka-lın: Berlin Friedrichstrasse metro istasyonu. dpa

Yürek taşıyan dünya kenti deniyor, Münih hakkında yazılmış broşürlerde. Berlin’de geçirdiğim alışma döneminden sonra, Bavyera’nın başkentini onurlandıran bu resmi sloganın bütün ülke için kullanılabileceğinden emindim. Çok gerilerde kalan o günlerde Almanya’nın hayvanlar için taşıdığı bir yüreği, çocuklar için taşıdığı bir yüreği vardı; ve, bir de benim için. Ben, bana hoş geldin dendiğini hissediyordum; beni memleketimle ilgili soru yağmuruna tutan kadın olsun erkek olsun meslektaşlarım tarafından, kadınlar kitapçısını ya da konu ağırlıklı bir sinemayı ararken yardım istediğim oradan geçen insanlar tarafından. Sosyalizasyonu Güney Amerika’da gerçekleşen benim, ilk bakışta mesafeli ya da bariyerli davranış sandığım şey, aslında saygı, karşımdaki kişinin şu ya da bu konuda ciddi biçimde düşünmek için kendi içine dönme arzusu olarak çıkıverdi ortaya. Arjantinli kadınlardan farklı olarak, siyasi duruş nedeniyle tüylerini aldırmaya ya da süslenmeye değer vermeyen, kendinden emin kadınların bariz sorumluluk duygusu ve dayanışması, bende hayranlık uyandırdı. Almanya’da kaldım, çünkü etrafımdaki her şey büyüleyiciydi ve öğrenilmek istiyordu: enine boyuna eleştirel düşünme, başkasına değer verme ve özgürlük hissi.

Ben çok değiştim, Almanya da hakeza. Geçenlerde adeta felç oldum; lakin buraya vardığım zamankinden farklıydı bu. Bir süpermarkette alışveriş arabamla, genç bir adamın ve kızının alışveriş arabasının yanından geçiyordum. Hangi akılla onu sollarmışım. “Berlinli bile değilsin!”... Bundan çok uzun zaman önce başkalarına Arjantin usulü sen diye hitap etme alışkanlığını bırakmayı antrenman yaparak öğrenmiş olan bana, “sen” diye hitap ediyordu. Bu arada eğer, en büyük ve en küçük alanda, insanların aidiyetini tartışıyorsak, sınırları onların ait oldukları yerlere çekmekten yanayım. O genç babaya ben, “siz” diye hitap ettim; Berlin ve Münih, Dresden ve Hamburg, Leipzig ve Bonn, içinde senin ve benim gibi, Almanya için bir yürek taşıyan, göç ederek gelmiş kişilerin yaşayabildiği ve çalışabildiği dünya şehirleri olarak kalabilsinler diye.  

María Cecilia Barbetta, 1972’de Buenos Aires’te doğdu, “Nachtleuchten (Gece Işıkları)” adlı romanının geçtiği göçmen mahallesi Ballester’de büyüdü ve oradaki bir Alman-Arjantin okuluna gitti. 1996’da Berlin’e taşındı ve kaldı. İlk romanı “Los Milagros Terzisi” (2008), başka ödüllerin yanı sıra aspekte Edebiyat Ödülü’nü aldı. Siyasi bir darbenin arife akşamı hakkındaki ikinci romanı “Gece Işıkları”  (2018), Alfred-Döblin-Ödülü’nü aldı ve Chamisso Ödülü/Hellerau ile onurlandırıldı. Bu romanı, Ekim 2018’de Südwestrundfunk Radyo Televizyon Kurumu’nun en iyiler listesinde birinci sıraya ulaştı ve Alman Kitap Ödülü adayları son eleme listesinde yer aldı. María Cecilia Barbetta, eserlerini Almanca yazıyor.

You would like to receive regular information about Germany?
Subscribe here: