Özgür ve onurlu bir 
hayat için gösterilen çabalar

İnsan hakları, politikanın hemen hemen tüm alanlarını ilgilendiriyor. Alman hükümeti, hukuk devleti gereklerine tüm dünyada uyulması ve herkese eşit imkanlardan yana tavır alıyor.

Dışişleri Bakanı Frank-Walter Stein­meier’e göre insan hakları, ister iç, ister dış politikada olsun politikanın hemen hemen tüm alanlarını ilgilendiriyor. İnsan haklarının dokunulamaz ve devredilemez oluşunun korunmasına ve insan onuruna Alman Anayasası’nın en başında, 1. maddesinde yer verilmiştir. İnsan hakları Anayasa’da, “dünya üzerindeki tüm insan topluluklarında barış ve adaletin temeli” olarak anılıyor. İnsan hak ve temel özgürlüklerin gereğine uyulması için Almanya’nın tüm dünyada gerçekleştirdiği girişimlerin temelinde bu kabul yatıyor. Bunun sağlanmasında bağlayıcı anlaşmalar vazgeçilmez bir unsur.

Almanya, Birleşmiş Milletlerin (BM) en temel insan hakları sözleşmelerine ve bunların ek protokollerinin büyük bir çoğunluğuna taraf olan bir ülke. Almanya son olarak İşkenceye Karşı Sözleşme’yle 
Engelliler Hakları Sözleşmesi’nin ek protokollerini imzaladı. Her iki sözleşme de 2009’dan beri yürürlükte. Ayrıca Almanya, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ek protokolünü onaylayan ilk Avrupa ülkesi oldu. Protokolde çocuklara bireysel başvuru hakkı tanınıyor. Bu hak sayesinde çocuk ve gençler, BM Çocuk Hakları Komitesi’ne başvuru üzerinden tüm dünyada haklarını koruyabilecekleri bir araca sahip oluyor. Birleşmiş Milletler çerçevesinde Alman hükümeti, protokolün başka devletler tarafından da seri bir şekilde onaylanması için girişimlerde bulunuyor. Almanya, çocukların asker olarak istismar edilmemeleri için uzun yıllardır mücadele veriyor. Bu bağlamda, travmaya uğramış çocukların yeniden güvenli bir günlük hayata dönebilmeleri için hem Almanya hem de diğer ülkelerdeki danışmanlık ve eğitim 
hizmetleri, iyileştirici önlemler, ayrıca çatışan taraflarla politik diyalog ve çocuk hakları konularında gerçekleştirilen kamuoyu yaratma çalışmaları güçlendiriliyor.

Toplumsal katılım için

İnsanların hep birlikte öğrenmesi, yaşaması, çalışması ve eşit haklara sahip olarak politik, toplumsal ve kültürel hayata katılabilmesi fikrine dayanan ortak alana katılım düşüncesi (inklusion), birkaç yıldır gittikçe önem kazanan bir yaklaşım. Okullardaki katılım ve entegrasyon konularındaki algıyı uluslararası bir düzeyde güçlendirmek için 
2016 yılının ocak ayında, ders uygulamaları 
projelerine ikinci kez Dışişleri Bakanlığı Katılım Ödülü verildi. 10 bin avroluk birincilik ödülünü, “Farklı olmak” projesiyle Kahire’deki Avrupa 
Okulu aldı. Öğrenciler projede canlandırmalarla bedensel kısıtlama, görme bozuklukları ya da 
konsantrasyon eksikliğini deneyimleyebildi. Öğrencilerin bu sayede engelli sınıf arkadaşlarına 
çok daha anlayışlı davrandıklarının gözlemlendiği belirtildi.

Alman hükümeti dış politika ve kalkınma politikasının temel konularından birini de, tüm dünyadaki kadın ve genç kızların insan hakları açısından 
durumun iyileştirilmesi yer alıyor. “Aynı haklar, aynı yükümlülükler, aynı imkanlar ve aynı yetkiler” ilkesinin ışığı altında Almanya, kadın erkek eşitliğini teşvik etmek için çok yollu bir yaklaşım gözetiyor. Örneğin, tüm kalkınma politikası projeleri cinsiyete bağlı bir şekilde planlanıyor ve uygulanıyor (“Gender-Mainstreaming”). Bu sayede de kadın ve genç kızların, aynı şekilde de erkek ve gençlerin farklı yaşam koşulları gözetilmiş oluyor. Bu bağlamda özel olarak oluşturulmuş yardım 
paketleri ya da mülteci kamplarında ayrı banyoların inşası söz konusu olabiliyor.

Ortak ülkelerdeki özel teşviklerle Almanya, cinsiyete dayalı ayrımcılığı yok etmeye çalışıyor; ister Nikaragua’da kadın hakları konusunda gerçekleş­tirilen eğitim çalışmaları, isterse de Peru ve Bolivya’da kadınlara yönelik şiddeti önlemek için yapılan çalışmalar veyahut girilen politik diyaloglar olsun, Alman hükümeti, kadın ve genç kızların haklarına saygı duyulması ve bunların gerçekleştirilmesi için tüm düzeylerde girişimlerde bulunuyor. Bu çalışmaların hareket çerçevesini, 1979 tarihli BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi sunuyor.

Aktivistlerin korunması

Konu insan haklarına saygının kabul ettirilmesi 
olduğunda, sözleşmeler yeterli gelmiyor. Saldırı tehditlerine ve baskılara rağmen, insan hakları ihlalleri konusunda seslerini yükseltme cesaretini gösteren insanlara her zaman ihtiyaç duyuluyor. 
Bu nedenle insan hakları savunucularının korunması, Alman dış politikasının temel faaliyet alan­larından birini oluşturuyor. Şansölye, Dışişleri 
Bakanı ve Alman hükümetinin diğer yüksek düzey temsilcileri, aktivist, yazar, avukat ve doktorlarla sıkça bir araya geliyor; zira bu insanları korumada başvurulabilecek araçlardan biri de dikkatleri 
çekmek. Ayrıca Alman dış politikası, idam cezasının kaldırılması ve işkenceye karşı çeşitli düzeylerde girişimlerde de bulunuyor.

Almanya, hukuk devletinin temel meseleleri konusunda tüm dünyada görüşmelerde bulunmaya çalışıyor, örneğin Çin ve Vietnam’la hükümet düzeyinde hukuk devleti konusunda yoğun, karşılıklı görüşmelerde bulunuyor. Hukuk devleti olma özelliği, bilhassa ilgili devletin ceza hukuku ve ceza muhakemeleri usulüne yansıyor. Almanya’nın bu alanda gerçekleştirdiği teşvikler: kanunların hazırlanmasında, polis, savcılık ve mahkemeler arasındaki yetkilerin yeniden düzenlenmesinde, savcı, hakim ve müdafilerin mesleki eğitimler üzerinden kurumların güçlendirilmesinde danışmanlık. Alman hükümeti, 2002 - 2015 yılları arasında Peru’daki Ceza Muhakemesi Kanunu reformunu destekledi. Söz konusu destek çerçevesinde yaklaşık 6 milyon avroluk bir maddi destek de mevcuttu.

İnsan hakları sadece saldırı ve ayrımcılıktan korunmayla ilgili değil. Pek çok ülkede insanların su ve sağlık hizmetlerine ulaşımı risk altında: dünya üzerinde temiz içme suyuna ulaşım imkanı olmayan insanların sayısı 660 milyonu geçiyor. 2,5 milyar insan da yeterli sağlık hizmeti alamıyor. Bu durumlardan kaynaklanan hastalıklar yüzünden her yıl ölen çocukların sayısı, her yıl sıtma, kızamık ve AIDS’ten ölen toplam çocuk sayısından daha fazla. 2013’te Almanya ve İspanya, su ve sağlık hizmetlerine ulaşımın insan haklarına dahil olduğunu açık bir şekilde kabul etmesi için BM Genel Kurulu’nu ikna edebilmeyi başardı. Genel Kurul 2015’te yenilenmiş bir karar dahilinde, bağımsız bir hak olarak sağlık hizmetleri hakkını yazılı olarak ifade etmiş oldu. ▪