Dünyayı değiştirme 
umudu üzerine

UNESCO Hayat Boyu Öğrenme Enstitüsü insanların öğrenmeyi asla bırakmamaları için çalışıyor. Enstitü direktörü Arne Carlsen ile zorluklar ve vizyonlar üzerine söyleştik

Sayın Carlsen okula gidiyoruz, bir meslek 
sahibi oluyor ve zamanı geldiğinde emekliye ayrılıyoruz. Peki neden yaşam boyu öğrenme prensibini uygulamalıyız?

Yaşam boyu öğrenme fikri tüm yaş gruplarından 
ve yaşamın her alanından çok farklı ihtiyaçlara sahip insanlar için yaşamın ve öğrenmenin bir arada ele alınması ilkesine dayanıyor. Yaşam boyu öğrenme anlayışını destekleyen eğitim sistemleri bu doğrultuda eğitim, çalışma yaşamı, sosyal birliktelik ve sağlık gibi alanları kapsayan bütünlükçü bir anlayışla hareket ediyor. Yaşam boyu öğrenmenin hedefi herkes için eğitim fırsatı yaratmak. “Öğrenmeyi öğrenmek” insanlara kendi eğitim ve öğrenme çizgilerini belirleme şansı sunuyor.

UNESCO Hayat Boyu Öğrenme Enstitüsü (UIL) bu alanda nasıl bir rol oynuyor?

UIL Birleşmiş Milletler bünyesinde yetişkin eğitimi ve okul sonrası eğitimin yanısıra okur yazarlığı ve eğitim sistemi harici temel eğitimin tüm dün­yada yaygınlaştırılması görevini sürdüren uluslararası alandaki yegane kuruluş. Kuruluş olarak marjinalize edilmiş ve dezavantajlı sosyal gruplara ağırlık veriyoruz. Enstitünün hedefi UNESCO üyesi ülkelere eğitim politikalarını ve stratejilerini 
iyileştirmede ve Birleşmiş Milletler’in “kalkınma hedefleri”ni hayata geçirmede destek olmak.

Sizce örneğin Almanya’daki pek çok kişi okul hayatını nihayet geride bırakmış olmaktan ötürü duydukları memnuniyetten ötürü yaşam 
boyu öğrenmeye biraz mesafeli durmuyor mu?

Şunu söyleyebilirim: Almanya’daki insanların yaşam boyu öğrenme etkinliklerine ve eğitim programlarına büyük bir şevkle katıldıklarını gözlemleme şansımız oldu. Bu konuda Almanya’daki halk eğitim merkezleri (Volkshochschule, kısaca VHS) örneğini düşünün! Bu kurumlar yaşam boyu öğrenme alanında disiplinler arası büyük bir girişimin sıradışı örnekleri. Buraya gelen katılımcılar yalnızca sosyal, toplumsal, siyasi ya da mesleki niteliklerini değil, gündelik yaşam becerilerini de arttırıyorlar. Yaşam boyu öğrenme insanların sürekli dönüşüm halindeki bir dünyaya ayak uydurabilmeleri için önemli.

Avrupa Birliği’nin tüm sakinleri sürekli öğrenme konusunda aynı derecede istekli değil. Kimi sosyal kesimlere ulaşmak neden bu 
kadar zor?

Son araştırmalara göre Almanya’daki okul sonrası eğitime katılım oranı yüzde 7,9’la Avrupa ortalamasının altında kalıyor. Fakat Almanya genel olarak eğitim alanında ileri bir 
konumda. Danimarka, İsveç ve Finlandiya AB ülkeleri arasında yaygın şekilde bilinen ve okul sonrası eğitime katılımın belli zaman dilimlerinde nüfusun üçte veya dörtte birine ulaştığı istisnai örnekler. Bu ülkeler dışında yüzde 15’in üzerine çıkan yegane ülkeler Fransa, Hollanda, İngiltere ve Kuzey İrlanda. Öte yandan Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan, Slovakya ve Yunanistan’daki katılım oranları yüzde 3,0 ve altında seyrediyor. Özellikle düşük eğitim seviyesine sahip insanlara, yetişkinlere yönelik eğitim programlarıyla ulaşmak oldukça zor. Bu Matthew etkisi olarak tanımlanan fenomenle doğrudan ilişkili: Halihazırda iyi bir eğitim seviyesine sahip 
kişiler daha çok öğrenme konusunda daha istekli. Bu yüzden temel eğitime erişimin iyileştirilmesi büyük öneme sahip.

Günümüzde bir insanın eğitim hayatına ne kadar erken başladığı neden bu kadar belirleyici?

Güncel araştırmalar erken yaşta öğrenmenin önemine işaret ediyor. İnsanın doğumundan ölümüne dek öğrenmeyi sürdürdüğü ve formal eğitimin öğrenmede çok önemli bir aşama olduğu bugün herkesçe kabul görüyor. Fakat öğrenme okulla sınırlandırılmamalı: Öğrenme süreci iş yerinde, aile içinde, sivil toplum kuruluşları bünyesinde ve gönüllü çalışmalarda da esnek bir şekilde süregidebilir. Yaşam boyu öğrenme kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın yanısıra barışa ve toplumun sürdürülebilirliğine ve kültürel gelişimine de katkı sağlıyor. Almanya’daki ve pek çok diğer ülkedeki eğitim sistemleri öğrenmenin dört ayağını destekliyor: Bunlar bir kişilik geliştirmeyi öğrenme; öğrenmeyi öğrenme; sorunlara karşsında harekete geçmeyi ve çalışmayı öğrenme; başkalarıyla birarada yaşamayı öğrenme. Ben yaşam boyu devam eden öğrenmenin toplumun her alanına nüfuz etmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanlık 
bu temel üzerine yükselerek umut dolu adımlar atarak gelişmeyi sürdürebilir ve dünyamızı değiştirerek sürdürülebilir bir gelecek kurmak için el ele verebilir.

Dünya değişirken göçle birlikte insanların eğitim biyografileri de değişiyor. UIL bu duruma yönelik ne gibi önlemler alıyor?

UIL geçtiğimiz yıllarda Afrika kıtasına ve cinsiyet eşitliğine öncelik vermeye başladı ve kapsamlı bir gençlik stratejisi geliştirdi. Formel ve enformel eğitimin başka ülkeler ya da kurumlarca tanınmasının beraberine getirdiği güçlüğün aşılması için UIL küresel bir onaylama, geçerlilik kontrolü ve akreditasyon merkezi kurdu (Global Observatory of Recognition, Validation and Accreditation). Bu merkez best practice olarak anılan deneyimlenmiş etkin yöntemleri yaygınlaştırıyor ve okul dışı eğitim kurumları ve işverenler tarafından verilen 
eğitimin de formel eğitim gibi tanınması için çalışıyor. Bu özellikle de Avrupa’nın şu an içinde bulunduğu büyük göç trendi bakımından önemli.