Dünya gerçekten var mı?
Anlam alanları, yeni realizm, YZ ile etik: Markus Gabriel dünyayı yeniden ele alıyor – ve bundan, Yapay Zeka ile yaşantımız için şaşırtıcı çıkarsamalarda bulunuyor.
Medya ona felsefenin mucize çocuğu lakabını takmıştı: 1980 doğumlu Markus Gabriel henüz 29 yaşındayken kendi uzmanlık alanında profesör unvanı aldı. Ünlü Bonn Üniversitesi’ndeki ilk açılış dersinde tam da “Bütünün anlamı” konusunu ele aldı. İşin özü: dünya yok.
Daha doğrusu bununla dünyayı bir bütünlük, var olan her şeyi kapsayan büyük bir bütün olarak görüyor. Argümanı şöyle: Eğer “Dünya” gerçekten her şeyi içeriyorsa, bizzat kendisini de içermesi gerekir. Gabriel için bir paradoks. Bunun yerine, nesneler – eşyalar, düşünceler, fikirler – tek bir büyük bütün olarak değil, bilakis pek çok farklı, sözde anlam alanlarında var olmaktadır.
Gabriel bunu şöyle açıklıyor: Tek boynuzlu at, edebiyat ve mitolojinin anlam alanında var olur – ancak zoolojinin anlam alanında var olmaz. Bir matematik denklemi, matematiğin anlam alanında var olur – ancak kahvaltı masasının anlam alanında var olmaz. Yani tek bir dünya yok – aksine, her birinin kendine özgü bir şekilde var olduğu birçok alan vardır.
Biz bu devasa evreni görüyoruz ve kendimizin önemsiz karıncalar olduğuna inanıyoruz.
Bu teoriyle Gabriel, gerçekliği tek bir bakış açısına indirgemeyen bir felsefi akım olan Yeni Realizm’in kurucularından biri olarak kabul edilir. “Biz bu devasa evreni görüyoruz ve kendimizin önemsiz karıncalar olduğuna inanıyoruz.” Gabriel’e göre, her şeyi kapsayan bir “büyük bütün” tahayyülünden kopan kişi, başka anlayış formlarına yer açıyor. Bu nedenle sanat, etik ve din salt birer oyun değildir; aksine hayatımızı yönlendirebilirler.
Gabriel’e göre, dünyayı anlam alanlarına göre sınıflandırmak, Yapay Zekayı daha iyi anlamamıza da yardımcı oluyor. Modern YZ modelleri bir kitabı algılarken onu satır satır okumuyor, bilakis kitabı matematiksel olarak tanımlanabilir bir anlam ortamına dönüştürerek bir bütün olarak kavrıyorlar. Bu sayede, salt gerçeklerin ötesine geçen örüntüleri ve benzerlikleri fark edebiliyorlar. Bu da onlara duygusal zeka yetkinliği veriyor. Gabriel’e göre dil modelleri sadece kelimeleri öngörmekle kalmıyor, dilimizden kim olduğumuzu da okuyorlar.
Bu nedenle, bir sohbet aracından, insan davranışını güçlendiren ve yansıtan duygusal bir YZ’ye doğru atılan adımı en önemli gelişme olarak görüyor. O yüzden Gabriel bir “YZ etiği” yerine “YZ ile Etik”i savunuyor – insanın ve makinenin zekası arasında süregiden bir diyalog. „Ethische Intelligenz“ (2026) (Etik Zeka) adlı kitabında şöyle diyor: “Geleceğin Yapay Zekası, aksiyon filmlerindeki robotlar gibi ortaya çıkmayacak, aksine günlük yaşantımızın içine gömülü, sürekli olarak bizim yansımalarımızı sunan, düzelten, ufkumuzu genişleten, diyaloga dayalı bir atmosfer makinesi gibi olacak.“
1980 yılında Remagen’de doğan Markus Gabriel, Bonn Üniversitesi'nde bilgi felsefesi, yeni dönem felsefesi ve çağdaş felsefe profesörüdür ve aynı üniversitede Uluslararası Felsefe Merkezi’ni yönetmektedir. Kendisi ayrıca Paris ve Kyoto’da da ders veriyor.
www.markus-gabriel.com