Dış politika partneri olarak dinler

Sivil toplumun önemli aktörleri: Dışişleri Bakanlığı tüm dünyadan dini temsilcilerle diyalog arayışında.
 

Dr. Silke Lechner
Dr. Silke Lechner Anika Büssemeier

Sayın Lechner, Alman Dışişleri Bakanlığı 2017 Mayısında ilk defa farklı inançlardan 100’ü aşkın temsilcinin katıldığı “Dinlerin Barış Yükümlülüğü” başlıklı konferansı düzenledi. Alman dış politikası neden dinlerle ilgileniyor?
Dış politika yalnızca devletler arasında yürümüyor. Günümüzde ülkelerin sivil toplumları ve dolayısıyla dini toplulukları da bu alanda büyük rol oynuyor. Bugün dünyadaki insanların yüzde 80’inden fazlası bir dini inanca bağlı. İnanç toplulukları büyük etkiye sahip gruplar ve sıklıkla hem toplumsal politika alanında aktifler hem de sosyal alanda çalışmalar yürütüyorlar. Bu nedenle yurt dışındaki dini topluluklar bizim için önem taşıyan aktörler.

Almanya devlet ve dini topluluklar arasında iyi işleyen bir işbirliği modeline sahip.

Silke Lechner, Dışişleri Bakanlığı

Bu yeni bir gelişme mi?
Daha önce de bu doğrultuda girişimler vardı. Örneğin Dışişleri Bakanlığı olarak yurtdışındaki belli dini aktörlerin projelerini destekliyorduk. Bu alandaki başarılı çalışmalar Alman dış politikasının bu doğrultuda daha stratejik bir yaklaşımda karar kılmasının sebeplerinden biridir. Bu doğrultuda 2016 yılında Dışişleri Bakanlığı bünyesinde “Dinlerin Barış Yükümlülüğü” çalışma grubu kuruldu. Bu Almanya’nın inanç konularında tarafsız bir devlet olma ve federal yönetimin dini meselelere karışmama konumunda herhangi bir değişikliğe işaret değil. Fakat günümüzde dinleri dikkate almaya yönelik bir eğilim olduğunu söyleyebiliriz. Dini grupları, siyasi olarak aktif oldukları alanlarda birer partner olarak kazanmamız gerek. Biz devlet olarak kendimizi teolojik meselelerin dışında tutuyoruz. Bizim dikkatimiz dini toplulukların politikleştiği noktalara yöneliyor. Başka ülkelerde de benzer girişimler var. Örneğin ABD Dışişleri Bakanlığı, Barack Obama başkanlığı döneminde Office for Religious and Global Affairs’i kurdu. Fakat bu, bizim de oldukça başında yakaladığımız son derece yeni bir eğilim.

Günümüzde “din ve çatışma”, “din ve barış”a kıyasla daha aşina olduğumuz bir kavram ikilisi. Bu yanıltıcı bir izlenim mi?
Her iki kavram çifti de geçerli. Din her zaman belli zıtlıkları içinde barındırabiliyor. Dinin kötüye kullanıldığı pek çok örnek biliyoruz. Fakat bu tür çatışmaları daha yakından incelediğimizde ön plana çıkanın din değil pek çok başka faktör olduğunu görüyoruz. Bizim yaklaşımımız şu: Eğitim ve arabuluculuk gibi barışın sağlanmasına yönelik çok çeşitli katkılar sağlayan dini aktörlerin olumlu katkılarını gözden kaçırmamak da bir o kadar önemli. Dinlerin barışa karşı yükümlülüklerini tanımaya ve ön plana çıkarmaya yönelik bu girişim pek çok kapıyı açacaktır. Davet ettiğimiz insanların neredeyse tamamının katıldığı konferansa gösterilen bu büyük ilgi de bunun bir göstergesi. Konferans sırasında katılımcılar tarafından yapılan değerlendirmeler de son derece olumluydu. Davetliler, konferansı değerli bir inisiyatif olarak gördüklerini dile getirdiler ve Almanya’nın bu alanda önemli bir rol oynayabileceğinin altını defalarca kere çizdiler.

Peki neden tam da Almanya?
Almanya pek çok konuda güven uyandırıyor. Bu durumu dış politikadaki pek çok alanda gözlemleyebiliyoruz. Söz konusu bu alanda da Almanya’ya özel bir güven var. İnsanlar Almanya’nın dini topluluklar ve devlet arasındaki işbirliğine yönelik iyi işleyen bir modele sahip olduğunu ve burada işbirliğine dayalı bir ilişkinin var olduğunu görüyorlar. İnanç gruplarının temsilcileri, Almanya’nın bu yaklaşımını diğer alanlara da taşıyabileceğine inanıyor.

Gerçekleşen tartışmalarda sizi en çok etkileyen ne oldu?
Konferansa hakim olan olumlu hava! 50 ülkeden yaklaşık 100 kişiyi davet ettik. Bu toplantının düzgün işleyip işlemeyeceğine ve olası anlaşmazlıklara yönelik endişelerimiz vardı. Fakat katılımcılar ilk karşılaşmalarından itibaren birbirlerine büyük bir açık görüşlülükle yaklaştılar. Dışişleri Bakanlığında dini temsilcilerin oluşturduğu renkli tablo da beni çok etkiledi. Bu bizim için bir ilkti. Konferansa özellikle Hristiyan, Müslüman ve Yahudi cemaatlerinin temsilcilerinin yanı sıra daha küçük dini grupların temsilcilerini de davet ettik.

Peki bundan sonra neler olacak? Alman dış politikası, dini topluluklara barışa yönelik yükümlülüklerini gündelik yaşamda hayata geçirebilmeleri konusunda nasıl destek olabilir?
Henüz konferansta dile getirilen önerileri değerlendirme aşamasındayız. Buluşma için özellikle önceden belirlenmiş bir ajanda hazırlamamıştık çünkü amacımız katılımcılara kulak vermek ve onlardan bir şeyler öğrenmekti. Bölgesel ve yerel düzlemdeki çalışmalara verilen desteğin sürmesi, pek çok farklı cepheden iletilen bir talep oldu. Bu, insanların fikir alış verişinde bulunmasına olanak tanıyacak hem yerel hem de uluslararası siyasi alanlar yaratma anlamına gelebilir. Çalışma gruplarında dini aktörlere yönelik ileri eğitim çalışmalarına dönük talepler de sık sık dile getirildi. Bu doğrultuda inanç temsilcileri ağımızın üyeleri için ilk eğitim çalışmasını 2017 sona ermeden hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bütün çalışma gruplarının ortaya koyduğu sonuçları büyük bir özenle inceliyor ve bu konuda Almanya’nın yurtdışı temsilcilikleriyle de sıkı bir işbirliği yürütüyoruz. Amacımız hangi ülkelerde hangi projelerin hayata geçirilebilir olduğunu ve girişimlerimizin nerelerde değer kazanımına olanak sağlayabileceğini görmek.

Pek çok çalışma grubunda kadınların katılımının arttırılmasına yönelik talepler yükseldi. Fakat kadınların konumu pek çok dinde arka planda kalıyor. . .
Konferansta da katılımcıların yalnızca yüzde 15’i kadınlardan oluşuyordu. Bu önemli roller üstlenen dini liderleri çağırmamız doğrultusunda kendiliğinde ortaya çıkan bir tablo. Çünkü neredeyse bütün dinlerde bu liderler erkek. Bu konuda yapabileceğimiz bir şey yoktu. Fakat çalışma gruplarında kadınların rolünün sık sık gündeme getirilmesi olumlu bir işaret. Bu konuda neler yapılabileceğine kafa yormaya devam ediyoruz.

Konferans bu formatta yeniden düzenlenecek mi?
Çıkan sonuç öylesine olumluydu ki bu girişimi sürdürme hedefi koyduk. Konferansı belki her yıl olmasa da iki yılda bir daha kapsamlı bir çerçe­vede tekrarlamayı planlıyoruz. Arada geçen sü­reçteyse bölgesel düzlemdeki çalışmalarımıza yoğunlaşacağız.

Röportaj: Janet Schayan

Dr. Silke Lechner Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Dinlerin Barış Sorumluluğu Çalışma Grubunun yardımcı direktörü. Siyaset bilimci daha önce Alman Protestan Kilisesi Kongresinin araştırma direktörüydü.

© www.deutschland.de