Almanya’nın demokrasisi neden bu kadar iyi korunuyor?
Almanya, Weimar Cumhuriyeti’nin başarısızlığa uğramasından önemli dersler çıkardı. Bugüne kadar Temel Yasa ve Alman demokrasisi üzerinde iz bıraktılar.
- Weimar Cumhuriyeti'nin çöküşü: 1933 yılında Nasyonal Sosyalistler, demokratik hakları devre dışı bırakmak ve birkaç ay gibi süre bir içinde bir diktatörlük kurmak için iktidarda olmanın verdiği gücü kullandılar.
- Tarihten alınacak dersler: 1949 Temel Yasası, demokrasinin demokratik yöntemlerle ortadan kaldırılmasını engellemeyi amaçlıyor.
- Demokrasinin korunması: Sonsuzluk Hükmü, insanlık onuru, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeleri koruyor. Siyasi partiler, sıkı önkoşullar altında yasaklanabiliyor.
- İnsanların sorumluluğu: Yasalar ve kurumlar tek başına yeterli olmuyor. Bir demokrasi, kendisini destekleyen ve savunan insanlara ihtiyacı duyar.
Berlin, 30 Ocak 1933. Akşam vakti on binlerce insan meşalelerle Berlin’deki hükümet bölgesinde yürüyüş yaptı. Nasyonal Sosyalist SA ve SS üyelerinin yanı sıra milliyetçi sağ Stahlhelm (Çelik Miğfer) üyeleri, Brandenburg Kapısı’ndan geçerek Reich Şansölyeliği’ne doğru yürüyorlar. Destekçiler yürüyüşçüleri coşkuyla karşılıyor, meraklılar ise geçit törenini izliyor. Birkaç saat önce Reich Şansölyesi olarak atanan Adolf Hitler, pencereden geçit törenini izliyor. Almanya, kendi tarihinde ilk kez olmak üzere, yaklaşık 14 yıldır demokrasiyle yönetiliyor. Ancak Weimar Cumhuriyeti’nin günleri sayılı.
Nasyonal Sosyalistler Almanya’nın ilk demokrasisini nasıl yok edebildi?
Hitler, şiddet içeren bir darbe yoluyla yönetimi ele geçirmedi. Reich Başkanı Paul von Hindenburg, Weimar Anayasası’nın hükümlerine göre onu İmparatorluk Şansölyesi olarak atamıştı. “O dönemde pek çok siyasetçi demokrasiye karşıydı. Siyaset bilimci Michael Dreyer “Hitler’i şansölye olarak atadılar çünkü onu kontrol edebileceklerini düşündüler” diye açıklıyor durumu. Kendisi Weimar Cumhuriyeti Evi koruma derneğinin başkanı. Sadece dört hafta sonra, Alman Parlamentosu Reichstag yanıyordu. Nasyonal Sosyalistler, temel özgürlük haklarını hükümsüz kılmak ve siyasi rakiplerini kovuşturmak için olağanüstü halden yararlandılar. Birkaç aylık bir süre içinde bir diktatörlük kurmuşlardı.
Temel Yasa neyi daha iyi yapmalıydı?
1948 ve 1949 yıllarında yeni Anayasa’yı hazırlayan Temel Yasa’nın Anneleri ve Babaları, Weimar Cumhuriyeti’nin çöküşüne bizzat şahit olmuşlardı. Michael Dreyer şöyle anlatıyor: “Birçoğu Nasyonal Sosyalist rejimin gazabına uğramıştı. Bazıları yıllarca toplama kamplarında esir tutulmuş, diğerleri ise sürgüne kaçmak zorunda kalmıştı.” Onlar Almanya’nın bir daha asla terörün, sistematik soykırımın ve saldırı savaşının çıkış noktası haline gelmesini önlemek istiyorlardı. O nedenle yeni anayasa sadece demokratik hakları güvence altına almakla kalmamalı, aynı zamanda demokratik özgürlüklerin bizzat demokrasinin kendisini ortadan kaldırmak için kullanılmasını da engellemeliydi. Federal Almanya Cumhuriyeti, anayasanın düşmanlarına karşı kendini savunabileceği enstrümanlara kavuştu. İşte “dirençlidemokrasi”nin arkasında yatan temel düşünce bu.
Peki, Weimar Cumhuriyeti savunmasız mıydı?
Tam tersine: Michael Dreyer “Weimar Anayasası dünyanın en modern anayasasıydı” diyor . “Birçok ülke onu örnek aldı; örneğin Avusturya, Finlandiya, Yunanistan, Tayvan ve birçok Latin Amerika ülkesi.” Koruma mekanizmaları da zaten vardı. Örneğin, anayasaya aykırı partilerin yasaklanması günümüze göre daha kolaydı. Hitler 1923’te darbeyle iktidarı ele geçirmeyi çalıştığında bu kendini gösterdi: Partisi, yani NSDAP, yasaklandı. Ancak 1925 yılında tekrar kurulabildi. Michael Dreyer, “Weimar Cumhuriyeti’nin sona ermesinin pek çok nedeni vardı,” diyor. “Ama sebebi anayasanın kendisi değildi.”
Belirleyici olan, demokratik kurumların ve siyasi aktörlerin Cumhuriyeti yeterince korumamış olmasıydı. Temel Yasa’nın hazırlayıcıları bundan bir sonuç çıkardılar: Demokrasinin korunmasını anayasa hukuku açısından daha güvenli bir hale getirmek istiyorlardı.
Alman demokrasisi kendini düşmanlarından nasıl koruyor?
Temel Yasa çeşitli koruma mekanizmaları öngörüyor. Sonsuzluk maddesi özellikle önem taşıyor. Bu madde, Almanya’da belirli temel ilkelerin, parlamenter çoğunluk olsa bile, ortadan kaldırılamayacağını belirliyor. Temel Yasa bir ev gibi düşünülebilir: Odalarda tadilat yapabilirsiniz, ancak taşıyıcı duvarlar sökülemez. Bu dokunulmaz temeller arasında insanlık onuru, demokrasi ilkesi ve hukukun üstünlüğü ilkesi yer alıyor.
Bir başka enstrüman da partilerin yasaklanmasıdır. Federal Anayasa Mahkemesi, özgürlükçü demokratik temel düzeni ortadan kaldırmak veya olumsuz etkilemek için aktif bir şekilde çalışması durumunda bir partiyi yasaklayabiliyor. Ancak, bir partinin demokrasiye aykırı hedeflere sahip olması tek başına yeterli değil. Ayrıca, bu hedeflere ulaşabileceği yönünde somut dayanak noktalarının da bulunması gerekiyor.
Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde bugüne dek iki parti yasaklandı: 1952'de aşırı sağcı Sosyalist İmparatorluk Partisi (SRP) ve 1956'da Almanya Komünist Partisi (KPD). Bir yasaklamanın önündeki yüksek engeller, bu enstrümanın siyasi rakipleri ortadan kaldırmak için kötüye kullanılmasını önlemeyi amaçlıyordu.
Weimar Anayasası, dünyanın en modern anayasasıydı.
Bir anayasa tek başına bir demokrasiyi koruyabilir mi?
Yasalar ve kurumlar bir demokrasiyi koruma altına alabilir. Ancak bunun sürdürülebilirliği, insanların demokratik sorumluluklarına uyup uymadıklarına da bağlıdır. Michael Dreyer, bu bağlamda Weimar Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında belirleyici bir fark görüyor: “Weimar Cumhuriyeti’ne göre en önemli fark, bugünün Almanya’sında iktidarda olan insanlardır: Onlar demokrasiyi destekliyorlar.”
Weimar’daki Tiyatro Meydanı’nda, Alman Ulusal Tiyatrosu’nun karşısında bulunan Weimar Cumhuriyeti Evi Alman demokrasisinin ilk dönemini hatırlatıyor. Ulusal Meclis 1919 yılında Ulusal Tiyatro’da Weimar Anayasası’nı kabul etti. Günümüzde müze, Cumhuriyet’in tarihini ziyaretçilere yaşatıyor.