Albert Schweitzer: Yaşama karşı öz saygıdan
Doktor, hümanist ve nobel barış ödülü sahibini harekete geçiren neydi – ve günümüzdeki Gabun’da bir hastane köyünü nasıl kurdu.

Albert Schweitzer yaşadığı dönemlerde dünyanın en tanınmış ve takdir gören kişiliklerden biriydi. Kendisine 1952 yılında nobel barış ödülü verildikten sonra itibarı daha da arttı: Birçok okul ve sosyal tesise onun adı verildi ve “Time Magazine” onu “Greatest Man in the World“ payesini layık gördü.
“İyi insan”
İki dünya savaşının yarattığı insani tahribatlardan sonra günümüzdeki Gabun’da Lambaréné’de bir hastanenin kurucusu halen “iyi insanlar” olduğunun kanıtıydı. Öte yandan kendisinin Afrika’daki çalışmaları onu Lambaréné’de ziyaret eden İngiliz muhabirler James Cameron ve Gerald McKnight tarafından da eleştiriliyordu. Onu oradaki paternalistik varlığı nedeniyle “Irkçı” ve “Koloniyalizmin son temsilcisi” olarak yargılamışlardı.
Schweitzer o zamanki Fransız kolonisi Ekvatoral Afrika’daki insanlarla ilişkisini, saygı görmek ve müşterek bir eylemi mümkün kılmak için insanlık onuruna saygının bir “doğal otorite” ile birleştirilmesinin önemli olduğunu belirterek savunuyordu. Bu yaklaşımı şu cümleyle ifade ediyordu: “Ben kardeşinim ama senin büyük kardeşinim”.
Net hedefe sahip çok yönlü kişi
Albert Schweitzer 14 Ocak 1875 tarihinde Elsass’a bağlı Kaysersberg’de Protestan bir papazın oğlu olarak dünyaya geldi. Okul döneminden sonra Straßburg ve Paris’te yükseköğrenim gördü ve teoloji ile felsefe dallarında doktora yaptı. Ayrıca mükemmel org çalıyordu ve org yapımında da ustaydı. Birçok yeteneğe sahipti ve kariyer için önünde birçok kapı açıktı. Fakat Schweitzer ne profesör, ne kilise adamı ne de müzisyen olmakla ilgileniyordu. Henüz 20’li yaşların başında eğitimini tamamladığında acı çeken insanlar için bir şeyler yapmaya karar vermişti.
1904 yılında eline Afrika’da çalışmak üzere insanların arandığı Parisli misyon topluğunun bir broşürü geçti. Anılarına göre Schweitzer için o anda yolunun bu olduğu kesinleşmişti. Belçika ve Alman İmparatorluğu gibi Avrupalı güçlerin Afrika’daki kolonilerinde yaptıkları onu öfkelendiriyordu. Onun için kendilerini “Beyaz efendiler” olarak gören ve oradaki insanlara köle gibi muamele etmeyi bir hak gören bu sözde kültür ulusları “Hırsız devletler”di. Schweitzer bu ülkelerde insani işler yaparak oluşan suçu telafi etme fırsatı olarak görüyordu.
Ancak onu misyoner olarak Afrika’ya göndermek istemiyorlardı, çünkü onun teolojik görüşleri karşılık bulmuyordu. Bunun üzerine Schweitzer Afrika’ya doktor olarak gidebilmek için tıp okumaya karar verdi. Hemşirelik eğitimi alan karısı Helene Bresslau da ona eşlik etmek istiyordu.
Tavuk kümesindeki ilk muayenehane
Çift 1913 yılında Lambaréné yakınlarındaki Andende misyon istasyonuna ulaştı. İlk “Muayenehane”lerini tavuk kümesinden bozma bir yerde kurdular. Her gün daha fazla kadın, erkek ve çocuk geldi ve kısa bir süre sonra yeni bir binaya geçmeleri gerekti. Birinci Dünya Savaşı çıktığında durumda bir anda tersine döndü: Düşman bir ülkenin mensubu olarak Alman Schweitzer’lar Fransız kolonisinde savaş esiri konumuna düştü. Fransa’ya geri götürüldüler ve burada tutuklanarak kamplara gönderildiler. Ancak savaşın sonlarına doğru Elsass’taki memleketlerine dönebildiler. Schweitzer artık bir kız babası olduğundan Afrika macerası sona ermiş gibi gözüküyordu.
Dieses YouTube-Video kann in einem neuen Tab abgespielt werden
YouTube öffnenÜçüncü taraf içeriği
İçeriği gömmek için etkinliğiniz hakkında veri toplayabilen YouTube kullanıyoruz. Lütfen ayrıntıları kontrol et ve bu içeriği görmek için hizmeti kabul et.
Rıza formunu açLambaréné’deki çalışmalarını sürdürülebilmesini, Schweitzer’i sunumlara ve org konserlerine davet eden İsveçli başpikopos Söderblom’a borçluydu. Bu sayede Afrika’ya geri dönüşünü planlamak için yeterince para kazanabilmişti. Sunumlar Schweitzer için kendi kültür felsefesini tanıtabilmesi bakımından da bir fırsattı. Bu, yaptıklarının düşünsel temeliydi ve canlı olan her şeye karşı derin saygıya dayanıyordu; Schweitzer bunu şu ifadeyle dile getiriyordu: “Ben yaşamı arzulayan bir hayatım ve yaşamı arzulayan bir hayatın ortasındayım”.
Schweitzer 1924 şubatında tekrar Afrika’ya doğru yola çıktı. Lambaréné’e giderek daha fazla hasta geldiğinden yeni, daha büyük bir hastane inşa etmeye karar verdi. Schweitzer İkinci Dünya Savaşı boyunca Lambaréné’de kaldı. Daha sonra bu yıllar boyunca nasyonalsosyalizm hakkında yorum yapmamış olması eleştirildi. Schweitzer bu suçlamaya karşı asla mütalaada bulunmadı. Almanya’daki yakınlarını ve arkadaşlarını mı korumak istiyordu? Belki de bir konumlanmayı gereksiz bulmuştu, çünkü ortaya koyduğu etki onun için bu insanı hor gören sisteme karşı en net eleştiriydi.
Nükleer silahlara karşı
Schweitzer ancak 1948 yılında ABD’ye bir gezi için Afrika’yı terk etti. Takip eden yıllarda konserler ve derslerle hastanenin varlığını sürdürmesi için gerekli paraya kazanmak amacıyla sürekli Afrika ve Avrupa arasında gidip geldi. Soğuk savaş yıllarında nükleer silahlanma hakkında açıklama yapması için baskıya maruz kaldı. Netice itibariyle nükleer silahların tehlikeleri hakkında aydınlattığı radyo anonsları yaptı.
Albert Schweitzer 4 Eylül 1965’te Lambaréné’de öldü. Hastanenin mezarlığında, karısının yanına defnedildi.
Alois Prinz 2024 yılında bir biyografi yayınladı: “Albert Schweitzer. Radikal insancıl”