Almanya’da uzlaşılar neden bu kadar önemli bir rol oynuyor?
Siyaset bilimcisi Herfried Münkler Alman uzlaşı kültürü, bunun tarihsel kökleri ve aynı zamanda sorunlara neden olup olamayacağı hakkında konuşuyor.
Bay Münkler, günümüzde Almanya çatışmaların tercihen müzakereler ve uzlaşmalar ile çözüldüğü bir ülke sayılıyor. Bu her şeyden evvel 20. Yüzyılın felaketlerinden çıkarılan bir ders mi – yoksa bu gelenek çok daha geriye, örneğin federe ve dini anlamda parçalı Kutsal Roma İmparatorluğu’na mı uzanıyor?
Kutsal Roma İmparatorluğu’nda Alman ulusunun uzlaşı pratikleri halen bazı tarihçiler tarafından hatırlatılıyor ancak bazı bireyler hariç siyasi ortamdaki düşüncenin bir parçası değil. Yani tabii ki siyasi pratiklerde ve ritüellerde zemin bulan ve paydaşları bilincinde olmasa da varlığını sürdüren bir kolektif hafıza var. Ancak Alman tarihinde tavizsiz siyasi dönemler de var ve bunlarda “tavizsiz” dönüşüm kararlılığın bir formülü haline gelmiştir, örneğin II. Wilhelm ve Nasyonal Sosyalizm dönemlerinde. Bu dönemlerin peş peşe felaketlere neden olmasından sonra uzlaşı demokratik yönetimin bir parçası olarak tekrar ön plana konuldu. Ancak Weimarer Cumhuriyeti sırasında demokrasi; uzlaşı sağlama gerekliliği ve bunun partiler için yarattığı zorluklar nedeniyle başarısızlığa uğradı.
Buradan 1945 sonrası Federal Cumhuriyet’in siyasi düzeni açısından hangi sonuçlar doğdu?
Federal Cumhuriyet’in Temel Yasa’sında, halihazırda Weimar Anayasası’nda olduğu üzere seçim sisteminde uzlaşı zorunluluğu nispi temsil sistemine bağlandı. Almanya tarihinde tek bir partinin mutlak çoğunluğunun olduğu sadece bir yasama dönemi vardır: 1953 ile 1957 arası. Bunun dışında daima koalisyon hükümetleri kurulması gerekiyordu ve koalisyon müzakereleri başlı başına büyük bir uzlaşıydı ve bunları daha sonra birçok küçük uzlaşı takip ediyordu. Bu ve cumhuriyetin federal yapısı Alman uzlaşı kültürünün oluşmasında, 1806 yılında varlığı sona eren Eski İmparatorluk’un bıraktığı izlerden daha önemliydi.
Alman tarihinde biraz daha geriye bakacak olursak: Otuz Yıllık Savaş sırasında yaşanan hangi deneyimler Vestfalya Antlaşması’nın 1648 tarihinde imzalanmasının sağlanmasında etkili olmuştur?
Öncelikle birbirine karşı savaşan taraflardan hiç birinin zafer konusunda gerçekçi bir umudunun kalmamış olması, fakat kesinlikle kendilerini uzun bir süre zafer kazanmış gibi gören Viyana Hanedanı ve Bavyera tarafından kontrol edilen Katolik Birliği değil. Jankau ve Zusmarshausen’de tatmış oldukları yenilgiler, halihazırda Münster ve Osnabrück’te müzakere edilmiş barış antlaşmasını imzalama konusundaki istekliliklerinde belirleyici oldu. Uzun bir süre savaş başka yöntemlerle, Clausewitz tarzı barış müzakereleriyle, yani kılıç yerine divitle sürdürüldü. Müzakere pozisyonu o andaki savaş durumuna göre değişiyordu. Bu da 1648 yılına her iki taraf için de iç açıcı değildi: Bazı paralı asker orduları siyasi yönetimin kontrolünden çıkmıştı ve savaşı kendi hesaplarına sürdürüyordu, yani rakip ordular yerine yağmaladıkları çiftçilere karşı. Savaş kontrolden çıkmıştı. Kontrolün tekrar ele alınması için barış imzalanması gerekiyordu.
Vestfalya Antlaşması’yla bugünkü Federal Cumhuriyet arasında bir bağ kurulabilir mi?
Pek değil. Otuz Yıllık Savaş, İkinci Dünya Savaşı’na kadar korkunç kurban sayıları ve yörelerin tümüyle paramparça edilmesiyle bir daha asla yaşanmaması gereken bir şeydi. 1945 sonrasında kolektif hafızada bulunan bu imgenin üzerine İkinci Dünya Savaşı yazıldı ve günümüze kadar da durum bu.
Uzlaşı her zaman mümkün değildir ve her zaman mantıklı da değildir.
Alman uzlaşı kültürü kriz zamanlarında özel bir güç mü – ya da gerekli ve hızlı alınması gereken kararları önleyebilir mi?
Her ikisi de. Uzlaşı meydan okumaların üstesinden gelinmesini sağlayan siyasi bir enstrümandır. Ama bu her zaman mümkün değildir ve her zaman mantıklı da değildir. Her ikisini aynı potada eriten siyasi kültürler güçlüdür: Yani siyasi duruma bağlı olarak, meydan okumaları ve kendi kaynaklarını ve becerilerini gözeterek uzlaşıyı ve kararlı, hedef odaklı eylemi. Her ikisi arasında akıllıca bir karar verebilmek için karar alma yetisine sahip bir siyasi sınıfa ihtiyaç vardır – ve demokrasilerde yine aynı şekilde bu beceriye sahip bir halk çoğunluğuna. Karar alma becerisi noksanlığı, demokrasinin temel bir kırılganlık noktasıdır.
Burada kısmen aşırı sağcı parti AfD’nin güçlenmesi arasında bir bağ görüyor musunuz?
AfD’nin şu anda topladığı ilgi de Almanya’daki uzlaşı kültürünün reddedilmesinin bir sonucu aslında. Otoriter partiler uzlaşıların küçümsenmesinden daima fayda sağlarlar. Tavizsizlik arzusu ile otoriter lider figürlerine duyulan ilgi kol kola yürüyor.
Prof. Dr. Herfried Münkler Almanya’nın en önemli siyaset bilimcilerinden birisidir. Ekim 2018’de emekliye ayrılana kadar Berlin Humboldt Üniversitesi’nde ders veriyordu. Münkler çok sayıda siyaset ve tarih bilimi kitabı yazdı.